ANKARA GÖLBAŞI GAZETESİ » YILDIZI OLMAYAN HİLALİ NEYLEYİM...
Giriş Sayfası Yap      09.09.2010 07:37:44

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeni Sayfa 1

 

 

 

 

 

 

 

Mail Ekle

 

Adınız Soyadınız:


Mail Adresiniz:


İSTATİSTİKLER

14 kategori altında, toplam 1462 haber bulunmaktadır.

Bu haberler toplam 1003204 defa okunmuş ve 2009 yorum yazılmıştır.

Arama ARAMA


GÖLBAŞI HABERLERİ

www.bolatcikkoyu.com

YILDIZI OLMAYAN HİLALİ NEYLEYİM...

Kategori Kategori: Bayram Türkmez | Yorumlar 3 Yorum | Okunma 718 Okunma | Yazar Yazan: baytürk | 10 Mart 2010 01:23:22

YILDIZI OLMAYAN HİLALİ NEYLEYİM...HERŞEY, HER ZAMAN AYYILDIZLI ALBAYRAK İÇİN... ÇANAKKALE-İSTİKLAL MARŞI VE KADINLARIMIZ, MART AYI ETKİNLİKLERİ HEPSİ BİRARADA...

YILDIZI OLMAYAN HİLALİ NEYLEYİM...

HERŞEY, HER ZAMAN AYYILDIZLI ALBAYRAK İÇİN…

 

ÇANAKKALE-İSTİKLAL MARŞI VE KADINLARIMIZ….MART AYI ETKİNLİKLERİ HEPSİ BİRARADA...

 

Bayram Türkmez

 

    Uğruna yüzbinlerce şehit verdiğimiz, Türkün bağımsızlık sembolü,  kimliği, varlığı, şerefi, övüncü, haklı gururu ayyıldızlı albayrağı sana saygı göstermeyene lanet olsun.

Kimki senin hilalinle yıldızınla oynuyor lanet olsun. Kimki senin rengini solduruyor lanet olsun…

Ayyıldızlı albayrağı göklerde dalgalandıran Türkün mücadelesini, öfkesini, kudretini ve kazanımlarını anlatan istiklal marşımıza  saygı duymayanlara lanet olsun.

  İstiklal Marşımızın yazılışının 89.yılı kutlu olsun.

 

İSTİKLAL MARŞI NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR…

 

        Sözleri Mehmet Akif Ersoy'a, bestesi Osman Zeki Üngör'e ait olan bu eser, 12 Mart 1921'de TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin Milli Marşı olarak kabul edilmiştir.

Kurtuluş Savaşı'nın en heyecanlı günlerinde, toplumun bütünüyle bir araya getirilmesi ve ortak milli duyguları canlandırması amacıyla 1921'de bir güfte yarışması düzenlemiş, söz konusu yarışmaya toplam 724 şiir katılmıştır. Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Mehmet Akif Ersoy, Hamdullah Suphi'nin ısrarı üzerine "Kahraman Ordumuza" adadığı şiirini yarışmaya sokmuş, yapılan elemeler sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda Mehmet Akif'in şiiri, milli marş olarak kabul edilmiştir.

Mecliste İstiklal Marşını okuyan ilk kişi dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Ahmet Suphi'dir.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katılmış, 1924 yılında Ankara'da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini kabul etmiştir. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930'da değiştirilerek, dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör'ün 1922'de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuş, toplamda dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yapmıştı…(alıntı)

 
18 MART ŞEHİTLERİ ANMA GÜNÜ VE ÇANAKKALE ZAFERİ...
 

Çanakkale Türk olmanın anlamını,  Türk'ün gücü, kudreti, zekası, vatan, millet aşkını bütün Dünya Devletlerine göstermiştir. Bir millet olabilmenin temelini atmıştır.

 

   Çanakkale Savaşları süresince Gelibolu yarımadasına çıkarılan asker mevcudu 525.000 dir. Bu askerlerin 400.000 nini İngiliz , Avustralya ve Yeni Zelandalı askerler oluşturuyordu. İngilizlerle birlikte yarımadaya çıkan Fransız askerlerin sayısı 80.000 idi. Buna karşılık 5. Osmanlı ordusunun mevcudu 500.000 civarındaydı.

       Çanakkale Savaşları’na katılan itilaf devletlerinin toplam kaybı 284.000 civarındadır. Çanakkale ‘yi savunan birliklerimizin toplam 253.000 civarındadır.

     

 

MUSTAFA KEMAL Anlatıyor :
 

"10 Ağustos 1915. Conkbayırı'nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzere idi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım.

Mutlaka düşmanı mağlup edeceğinize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin evvela ben ileri gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız dedim. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı'nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30'da kıyametler kopmuştu İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yırtıyordu.

Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım elimi göğsüme götürdüm kan akmıyordu. Olayı Yb. Servet Bey'den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yalnız bu şarapnel, kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı. Aynı gün gece yani 10 Ağustos günü beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşaya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış ve heyecanlanmıştı. Kendileri de altın cep saatini bana hediye ettiler.

Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale'nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular."

 

MEHMETÇİĞİN ÇANAKKALE SAVAŞI'NI KAZANDIRAN YÜKSEK RUH...
 

"Bombasırtı Olayı ( 14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz. Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve Cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiç bir askerinde bulunmayan, tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur."

 

 8 MART’TA KADINLAR GÜNÜNÜ DE KUTLADIK…

 

 Çanakkale’de, Kurtuluş savaşında kahramanlık destanlarına konu olan isimli ve isimsiz kahraman kadınlarımız;  Onbaşı Halide, Erzurumlu Kara Fatma,  Şerife Bacı, Tarsuslu Kara Fatma, Gaziantepli Yirik Fatma, Gördesli Makbule,  Çorumlu Satı Kadın, Tayyar Rahmiye, Binbaşı Ayşe, Halime Çavuş (Kocabıyık),  Süreyya Sülün Hanım, Nene Hatun, Hafız Selman İzbeli, Gördesli Makbule Hanım, Çete Emir Ayşe, Tayyar Rahmiye, Kılavuz Hatice, Nezahat Hanım ve ismini sayamadığımız, yazamadığımız  binlerce kahraman kadınlarımız;  ruhunuz şad olsun.

 

Kadınlarımız; annelerimiz, kardeşlerimiz, ninelerimiz, ablalarımız dünyanın  yükünü çeken kadınlarımız hak soracaksak,  alacaklı olan sizlersiniz...

 

    Gününüz kutlu, hayatınız mutlu olsun..

 

 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutladık. Bakın ne güzel söylemiş, bir zamanlar vatan haini diye anılan ve vatan topraklarına hasret kalarak  “Anadolu’da bir köy mezarlığı’na gömün beni” diyen Nazım Hikmet…

 

KADINLARIMIZ

 

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak,
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.

 NAZIM HİKMET

 

 

Bana soruyorlar, Yıldızı olmayan Hilal ne olur diye! Bende diyorum ki yıldızı olmayan hilali at çöpe gitsin…

 | Puan: 10 / 3 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

kemal yılma { 11 Mart 2010 10:33:54 }
Yıldızı olmayan Hilali kim ne yapsın! Ayyıldızlı, Türk Bayrağıdır. yıldız ile hilalin ayrı olması bilinçaltına sokulan ayrılık tohumlarının ekilmesinden başka bişey değildir. Ay ile Yıldız birbirinden ayrılmaz bir ruh oluşturmuş aynı vatanı, aynı milleti temsil eden bir güçtür. Bu gücü bölünmesini engellemek için ayyıldız her tarafta bir olmalıdır. Çeşitli dernek yada siyasi partilerin ay yada yıldız kullanması da kanunla yasaklanmalıdır. Türk Milletinin tümünü temsil eden semboller bir kısımı temsil eden oluşumlar tarafından kullanılmamalıdır. Bu yanlıştır. Zaafa ugratılmaktadır. Yıldızı olmayan Hilali At Gitsin çöpe sözüne katılıyorum. Ne yapayım ki Türk Milletini ayyıldızlı bayrak temsil etmiyorsa, at çöpe gitsin...
Rıza ÇELEBİ { 10 Mart 2010 17:32:57 }
Bugün Türk Bayrağında yer alan hilal ve yıldız motiflerinin binlerce yıllık bir yolculukla bugüne kadar geldiğini ve orijininin Türk'lerinde ataları olan kadim dönemlerde yaşamış uygarlıklara dayandığını görüyoruz. Sonuç olarak, tüm dünyanın bugün İslam dininin sembolleri olarak kabul ettiği hilal ve yıldızı; aslında biz Türklerin İslama bir sembol olarak kazandırdığını görüyoruz. Bayrağımızın al renginin tanrısal kutsal bir renk; üzerindeki hilal ve yıldızın da binlerce yılın gizeminden gelen astrolojik objeler olduğu kesin. Binlerce yıl bayrağında bu sembolleri taşımış böyle asil bir millete de elbette özgün bir görev verilmiş olmalıdır diye de düşünmemiz gerekir.
mazlumbey { 10 Mart 2010 10:26:44 }
Sy Nazım Hikmet ; Bana soruyorlar, Yıldızı olmayan Hilal ne olur diye! Bende diyorum ki yıldızı olmayan hilali at çöpe gitsin… demiş diyorsun söylemiytir, doğrudur. Sayın Bayram bey sizde öyle mi diyorsunuz. Eğer öyleyse KIZILAY ı atalım, Hac - hilal mücadelinii bırakalım, yelkenleri suya indirelim. Barışalım. Haclılar Anadoluyu türklerden almak için 1200 yıldır mucadele etsinler hiç de vazgeçmesinler, biz barışalım. öylemi, hala senizle her yerde mücadele etsinler biz aldırmayalım, Ermeli sözde soykırımı desinler, Kıbrıs desinler, Avruba birliği desinler, Seni araplara düşman göstersinler ve yalnız bırıksınlar biz hala yelkenleri suya indirelim, barışalım öyle mi..., Olmaz olmaz Yıldız da benim Ay da benim Ay-Yıldızlı albayrakta benim. İYİ düşün olmaz mı. SElamlar

(not: mazlumbey isimli yorumcu, ad soyad yazılmadan yorumlara onay verilmiyor tabi birde hakaret olmayınca. birdaha bu rumuzla yazarsanız yorumlarınız askıya alınacaktır. bilgilerinize) yönetici
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    




Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler;

evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar!  

                                                            M. Kemal Atatürk

           Gölbaşı Ekspres Gazetesi © 2007 Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım: Tuncay MORKOÇ

                    Ankara Cad. No:100/20 Noter Yanı Gölbaşı / Ankara
                    Tel : 312 484 4 484         Cep Tel : 5355673077
            E-Posta: golbasigazetesi@gmail.com     golbasiekspres@mynet.com