ANKARA GÖLBAŞI GAZETESİ » Mehmet Akif'i şaşırtacak benzerlik...Soner Yalçın
Giriş Sayfası Yap      05.09.2010 18:09:43

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yeni Sayfa 1

 

 

 

 

 

 

 

Mail Ekle

 

Adınız Soyadınız:


Mail Adresiniz:


İSTATİSTİKLER

14 kategori altında, toplam 1450 haber bulunmaktadır.

Bu haberler toplam 986418 defa okunmuş ve 2003 yorum yazılmıştır.

Arama ARAMA


GÖLBAŞI HABERLERİ

www.bolatcikkoyu.com

Mehmet Akif'i şaşırtacak benzerlik...Soner Yalçın

Kategori Kategori: Güncel Olaylar | Yorumlar 5 Yorum | Okunma 318 Okunma | Yazar Yazan: baytürk | 07 Şubat 2010 06:28:24

Milli şair Mehmet Âkif'e soruyorlar, Tarih tekerrür eder mi? Şair şöyle yanıt veriyor: Hiç ibret alınsa tekerrür eder mi?Mehmet Âkif bugün hayatta olsaydı, son yıllarda yaşadığımız olaylar hakkında ne düşünürdü? Ergenekon soruşturması, darbe iddiaları, ıslak imza, kozmik oda, Balyoz planları, EMASYA tartışmaları vs... Şair kuşkusuz derdi ki, Ama biz bunların benzerini aynen yaşadık. Nasıl mı? Okuyacağınız bugün yaşadıklarınızdır...



  Milli şair Mehmet Âkif’e soruyorlar, “Tarih tekerrür eder mi?” Şair şöyle yanıt veriyor: “Hiç ibret alınsa tekerrür eder mi?” Mehmet Âkif bugün hayatta olsaydı, son yıllarda yaşadığımız olaylar hakkında ne düşünürdü? Ergenekon soruşturması, darbe iddiaları, ıslak imza, kozmik oda, Balyoz planları, EMASYA tartışmaları vs... Şair kuşkusuz derdi ki, “Ama biz bunların benzerini aynen yaşadık.” Nasıl mı? Okuyacağınız bugün yaşadıklarınızdır...

 
KAFAMIZI Türkiye topraklarına sokarak olan biteni anlamamız zor.
Dünyaya bakacağız; bir yaprak kımıldasa, bunun rüzgârının Türkiye’ye etkisini analiz etmeye çalışacağız. İşte o zaman çok karışık gibi gelen meselelerin ne kadar basit sebepleri olduğunu kavrayabiliriz.
Gelin, Mehmet Âkif’in yaşadığı 20’nci yüzyıl başına gidelim. Tarihin tekerrür edip etmediğine bir bakalım.
Biliyoruz ki büyük emperyal güçler arasındaki yeni sömürge pazarlarını kapma mücadelesi, Birinci Paylaşım Savaşı’na/Birinci Dünya Savaşı’na neden oldu.
Osmanlı bu savaştan yenik çıktı./_np/0975/9800975.jpg
Galiplerin arasında en güçlü olan İngilizlerdi.
İngilizler, Mezopotamya, Suriye ve Arabistan’ı Osmanlı’dan koparıp almak istiyordu. Kurmayı planladıkları kukla devletler arasında Ermenistan ve Kürdistan da vardı.
Osmanlı idari yapısını, milliyet esasına göre parçalayıp federatif hale getirmeyi planladılar.
Siyasi emellerinin yanında İngilizlerin, iktisadi amaçları da vardı. Birinci Dünya Savaşı başında Osmanlı’nın tek yanlı olarak kaldırdığı kapitülasyonları yeniden uygulamak istiyorlardı.
Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye’nin denetimine vermek amacındaydılar.
İngilizler biliyordu ki, Osmanlı siyasi yaşamında İttihatçılarla birlikte ordunun da büyük etkisi vardı. Ordunun siyasal düşüncesi belliydi; milliciydi.
O halde tüm bunları yapabilmeleri için ordudaki ulusçu/milliyetçi komutanların tasfiyesi gerekiyordu.
Önce bir kurnazlık yaptılar:
Bir süre İttihat ve Terakki Hükümeti’yle çalıştılar. Ağır şartları onlara kabul ettirip, nüfuzlarını kırıp, bir daha iktidar olma olanağını ortadan kaldırmak için!
Tam başarılı olamadılar.
İçinde İttihatçıların bulunduğu İzzet Paşa Hükümeti’ne ağır şartları kabul ettiremediler; ancak bazı tavizler koparabildiler.
Bunlardan en önemlisi Mondros Ateşkes Antlaşması’ydı. İngilizler, savaşta Hamidiye zırhlısıyla olağanüstü başarılar kazanan Rauf (Orbay) Bey’in imzaya gelmesini özellikle istediler. Başarılı komutanları halkın gözünden düşürmek istiyorlardı. Sonra tutuklayacaklar, sürgüne göndereceklerdi. Hepsini adım adım yapacaklardı...

Darbe iddiasıyla başlayan tutuklamalar

İngilizler, İttihatçıları kolay kullanamayacağını anlayınca, sertleşme politikası güttüler. Bunda İttihatçılara kin duyan Sultan Vahdettin’in de etkisi vardı.
Sultan Vahdettin, İngilizlerin tertiplediği gerici 31 Mart (1909) olayının hazırlayıcılarından Derviş Vahdeti’nin kurduğu İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti’nin üyesiydi.
Bir dönem perde arkasındaki ilişki artık açıkça ortadaydı. Vahdettin, İngilizlerin desteğiyle iktidarını güçlendireceğini ve düşman gördüğü ulusalcılardan tamamen kurtulacağını düşünüyordu.
Bu nedenle İngilizleri de arkasına alarak İttihatçı hükümeti yıkıp, Tevfik Paşa Hükümeti’ni kurdurdu./_np/0977/9800977.jpg
Şimdi sıra İttihatçıların cezaevlerine tıkılmasındaydı.
İngiliz ve Saray ittifakının elinde önemli bir gerekçe vardı: Savaş dönemindeki Ermeni ve Rum tehcirleri.
Tehcir kararının altında imzası olan-olmayan tüm İttihatçılar cezalandırılmalıydı. 2500 kişilik bir tutuklama listesi hazırlandı.
Ama önce...
Meclis feshedildi. Basına sansür getirildi. Harp divanı kuruldu.
Ve ardından gözaltılar, tutuklamalar başladı. Bunlar kısa sürede “cadı avına” dönüştü.
Yeniden kurulan liberal-dinci ittifak partisi Hürriyet ve İtilaf, daha çok kişiyi tutuklamadığı için hükümeti uyuşuklukla itham eden bildiri yayınladı.
Bu partinin yayın organı Peyam, Sabah ve Alemdar gazeteleri, daha çok İttihatçının tutuklanması için var gücüyle çalıştı. Sürekli hedef gösterdiler; İttihat ve Terakki’nin hemen kapatılmasını; partinin ileri gelenlerinin hemen tutuklanmasını istiyorlardı.
Tehcire izin veren Diyarbakır Valisi Dr. Reşid’in cezaevinden kaçması bu çevreleri daha da saldırganlaştırdı. Yaptıkları mitingle bu kaçışı protesto ettiler.
Sonunda bu kaçışla ilgili inanılmaz bir iddiayı ortaya attılar:
İttihatçılar darbe yapacak!
Vahdettin’in has paşası Ömer Yaver Paşa, İstanbul’daki İngiliz Yarbay Murphy’ye giderek, darbe olacağını, aman İstanbul’dan ayrılmamalarını rica etti. Murphy, Osmanlı paşasını gülerek dinledi.
Zavallı Yaver Paşa bilmiyordu ki, bu iddianın ortaya atılmasını sağlayanlar İngilizlerdi.
Darbe iddiaları üzerine yeni bir tutuklama dalgası başladı; 30 kişi daha sorgusuz sualsiz cezaevine konuldu.
Milli Kongre’nin başkanı Dr. Esat (Işık) gibi saygın ulusalcılar gece yarıları pijamaları, terlikleriyle evlerinden alındılar.
İttihat ve Terakki’nin tüm mallarına el konuldu.
Sonra sıra subaylara geldi.
İngilizler savaş tutsaklarına eziyet ettikleri iddiasıyla 23 subayın hemen tutuklanmasını istedi.
Ordunun önde gelen isimleri tutuklanınca, İngilizler bu kez bazı kurumların “darbeyi planladıklarını” gündeme getirdi.
Bunların başında Enver Paşa’nın kurdurduğu istihbarat örgütü Müsellah Müdafaa-i Milliye vardı. Savaş döneminde İngilizlere zorluklar yaşatan Osmanlı istihbarat örgütü küçültülüp etkisizleştirilerek Harbiye Nezareti’ne bağlandı.
Osmanlı’nın deniz kuvvetlerini güçlendirmek için kurulan Donanma Cemiyetleri Bahriye Nezaretleri’ne bağlandı.
Jandarma, ordudan koparılarak Dahiliye Nazırlığı çatısı altına sokuldu.
İleride tehlikeli olacağı düşünülen genç mektepli subayların rütbeleri indirildi. Amaç, istifaya zorlamaktı.
İttihatçılar döneminde emekli edilen alaylı subaylar tekrar orduya alındı. Etkin görevlere getirildi. Emekli askerlerin kurduğu Nigehban Cemiyeti, basına verdikleri demeçlerde mektepli subaylara ağır hakaretler ettiler. Hukuk-u Beşer Gazetesi mektepli subaylar için “Haydut Başları” başlığını bile atacak kadar ileri gitti.
İngilizler, Tetkik-i Hesabat ve Seyyiat Komisyonu kurdurarak, Harbiye Nezareti’nin kozmik odalarına girip tüm belgelerini didik didik ettirdi.
Amaçları belliydi, orduyu küçültmek, halk üzerindeki etkinliğini kırmak.
Orduyu sadece iç güvenlik örgütü olarak polis, jandarma ve muhafız kıtaları seviyesine getirmek istiyorlardı.
Bu arada İngilizler ile Fransızlar arasında Jandarma’nın yönetimi kimin kontrolünde olacak tartışması çıktı.
İnanması güç ama Saray’ın bırakın bunlara karşı çıkmasını, Vahdettin ve Damat Ferid Paşa ikilisi, ordu komutasını İngiliz subaylarına verme talebinde bile bulundular. İngilizler reddetti.

Güvenilir başsavcı aranıyor

Dönemin partisi Hürriyet ve İtilaf idi.
Ülkenin dört köşesinde şubeler açan bu liberal-dinci ittifak partisi, artık hükümet olmak istiyordu. Ve nihayet, 4 Mart 1919’da Damat Ferid Paşa başkanlığında hükümeti kurdular./_np/0978/9800978.jpg
Bu hükümete, İngiliz ajanı Hüseyin Hilmi’nin gazeteci dostlarıyla kurduğu Sosyalist Fırka da destek verdi!
Damat Ferid Paşa hükümetinin ilk yaptığı icraat, ulusalcıları yargılayan Divan-ı Harp mensuplarına yüksek maaş ödemek oldu.
Bu arada Divan-ı Harp’in üyeleri sürekli değişti. Damat Ferid Paşa, Takvim-i Vekayi Gazetesi’ne “güvenilir bir başsavcı bulmakta zorlandıklarını” açıkladı.
Yeni hükümetle birlikte yandaş medyadaki “Tutuklayın”, “Kapatın”, “Neden cezalandırmıyorsunuz” yayınlarında artış oldu.
Alemdar gibi yandaş gazeteler, “Sehbalar bile bu adamlara layık değildir; kafalarının koparılması gerekir” diye yazdı.
Liberal gazeteciler, Alemdar’da Refii Cevat (Ulunay), Peyam’da Ali Kemal “daha ziyade şiddet” diye makaleler kaleme aldılar. “Bu adamlar için ölümden daha hafif ceza aklımıza gelmiyor” diye yazdılar.
Kamuoyu oluşturulduktan sonra istekleri yerine getirildi.
Ermeni tehcirinde kusurlu bulunan Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey idam edildi.
Fakat umulmadık bir olay gerçekleşti; yandaş medyanın “cani” olarak gösterdiği Kemal Bey’in cenazesine on binler katıldı.
Hükümet cenazeye gidenler hakkında soruşturma açtı, içlerinde toplumun çeşitli katmanlarından doktor, tıp öğrencisi, subay, imam, tekke şeyhinin de olduğu bazı kişiler tutuklandı. Üsküdar mevki kumandanı cenaze törenini dağıtmadığı için görevinden azledildi.

Eski defterler açılıyor

İngilizler gündemi hep sıcak tuttu. Tehcir ve darbe iddiaları gündemden düşünce hemen yenisi bulundu; “eski defterler” açıldı. Örneğin, intihar eden veliaht Yusuf İzzeddin Efendi’yi Enver Paşa’nın öldürttüğü iddia edildi! Adliye Nazırı Sıtkı Bey hemen soruşturma açtırdı.
Bu olay sıcaklığını kaybedince hemen yeni bir gündem yaratıldı:
Sultan II. Abdülhamid tahtan indirildiğinde, içinde 1 milyon liralık mücevher bulunan çanta kaybolmuştu. Çantanın peşine düşüldü./_np/0980/9800980.jpg
Ayrıca Yıldız Sarayı’nı kimlerin yağma ettiği konusunda spekülasyonlar yapılmaya başlandı.
Partiler, gazeteler bu suni gündemlerle oyalanırken, İngilizler emellerini tek tek gerçekleştirdi. Kapitülasyonları yeniden uygulamaya koydu. Osmanlı maliyesini tümüyle Düyun-u Umumiye’nin denetimine verdi.
İttihatçıların yerli sermaye oluşturmak için kurdurduğu milli şirketlerin bazılarını tasfiye etti; bazılarının müdürlüklerine liberal isimleri getirdi.
Levant Limited gibi şirketler kurdular; Vickers, Metropolitan Carriage, British Trade Corparation gibi şirketleriyle Osmanlı pazarına daldılar. Şirketlerde Türkçe kullanma zorunluluğunu kaldırdılar.
Türk bankalarına İngiliz denetçi gönderdiler. Denetleme işi bitinceye kadar bankaları kapattılar. Türk Milli Bankası’nı ele geçirdiler. Kendileri yeni bankalar kurdular.
Hıristiyanlara ait “emval-i metruke” sayılarak satılan mallar gibi birçok konu gündeme getirildi.
Sultan Vahdettin o aralar Toros Tüneli’ne kafayı takmıştı. Tüneli yapmak için anlaşma yaptığı Alman ve Avusturyalılar kaçmıştı; “Ah İngilizler şu tüneli bir yapsa” diyordu. Tünel yapılıp bitirilince ne olacaksa?
Diğer yanda...
Osmanlı münevverleri olan biteni seyrediyordu; şaşkındı. Kurtuluş “reçeteleri” arıyordu. Çoğu bağımsızlığın Batı eliyle gerçekleşeceğine inanıyordu!
Kimi ABD’nin sömürgeci olmadığına inanıp, Wilson Prensipleri Cemiyeti’ni kurdu.
Kimi kurtuluşu İngilizlerin Osmanlı yönetimine el koymasında görüp İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne girdi.
Halkına güvenen münevver sayısı parmakla sayılacak kadar azdı...
Tüm bunlar olurken İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar Osmanlı topraklarını işgal etti.
Taktik hep aynıydı:
İngiliz basını, İzmir ve çevresinin uyduları Yunanistan tarafından ilhak edilmesi için yoğun bir “Barbar Türk” kampanyasına başladı. Bu yayınlara göre Türkler, Rumları yok etmek için gizli planlar yapıyordu!
Ve hep ekliyorlardı: “Zaten bu barbar Türkler Ermenileri de katlettiler!” Bu gerekçe Batı basınının en etkili propaganda silahıydı.
Sonra Yunanlılar İzmir’e çıktı.
Batı basını yine Türkleri suçladı: “Türkler inatçı bir direnme gösterdi!”
Peki İzmir işgali konusunda yandaş medya ne yazdı: “İngilizleri İstiyoruz.”
Bu başlığı Alemdar Gazetesi başyazarı Refii Cevat attı. Osmanlı’yı her türlü beladan kurtaran İngilizlerin, bu işgalden de İzmir’i kurtaracağına inanıyordu!
Teali-i İslam Cemiyeti ise işgalin hemen sonrasına rastlayan ramazan ayında, bazı memurların oruç yediğine, kimi kadınların tesettüre uymadığına dikkat çekip zabıtaların daha uyanık olmasını istedi.
Saray ile Hükümet ise Paris Konferansı’na hangi bakanların gidip gitmeyeceği tartışmasını yaptı.
Bu arada bir “anket” yayınlandı ve Müslüman halkın yüzde 60’ının İngiliz yönetimini istedikleri ortaya çıktı!
Memnun olmayan birileri vardı: Mustafa Kemal ve bir avuç arkadaşı.
Samsun’a çıktılar.
Onu kısa bir süre sonra Mehmet Âkif gibi yurtseverler takip etti.
Şimdi Mehmet Âkif hayatta olsaydı ve Türkiye’nin yaşadığı son yıllardaki olayları görseydi ne söylerdi acaba?
“Hiç ders alınsa tarih tekerrür eder mi?”

www.hurriyet.com.tr

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Rıza ÇELEBİ { 07 Şubat 2010 23:55:53 }
Hasan bey, Atatürk, Osmanlı İmparatorluğun son dönemleri ile İstiklal tarihimizin mücadelesini veren, Sultan Vahdettin, Mehmet Akif Ersoy, Maraşal Fevzi Çakmak Paşa, Kazım Karabekir Paşa, İskilipli Atıf Hoca ve Bediüzzaman Hazretleri için ne ise benim içinde odur. Tarihi kişilikleri en iyi bilenler, aynı dönemde birlikte mücadele edenlerin şehadetidir. Bizlerde onların şehadetine şehadet ederiz.
hasan { 07 Şubat 2010 18:16:52 }
Rıza Çelebi bey, çok güzel yorumlar yapıyorsunuz teşekkür ederim. ancak birkaç yazınıza baktım da tarihten, türk milletinden, devletten bahsediyorsunuzda bir tek kelime atatürkten bahsetmiyorsunuz. atatürk sizin için nedir tabi bilmiyorum ancak umutlu yorumlarınız için teşekkür ederim.
burak acar { 07 Şubat 2010 17:15:56 }
belediye otobüsleri kepekliyi inerken araçların önüne krıyor az önce3 oran kavşağında belediye otobüsü resmen normal biri aracın üzerine gitti 2 şeriti ortalıyp yol vermedi üstüne kepekliyi inerken   araca sürekli sellektör yaptı sonra araç sahibi kızdı oda onu geçti belediye otobüs şöförü kendini rallide sanıyor galiba polis ve ve belediye yetkilileri galiba şöforlere kuralları hatrılatmıyor yazık 70 80 kişi araçta iken böyle davranan şöfor olamaz
Rıza ÇELEBİ { 07 Şubat 2010 13:49:45 }
İstiklal Şairimiz Merhum Mehmet Akif Ersoy Veli bir zattı. Gelecekte olacak olayları gönül gözü ile gördüğü için "HİÇ DERS ALINSAYDI, TARİH TEKERRÜR EDERMİYDİ" demiştir. İç ve dış düşmanlarımız Asil Milletimizin Şanlı Tarihini yağmaladılar. Ders alnıcak bir belge sayfa mı bıraktılar. Yakılan, vagonlarla Bulgaristan'a gönderilen belgeler bu Milletin tarihi değilmiydi, amaçları yetişen nesilin din ve tarihten yoksun büyümesiydi. Biliyorlardı ki, din ve tarihinden güç alan Türk Milletini istedikleri gibi yönetemiyeceklerdi. İttihat Terakki değilmiydi Şanlı İmparatorluğumuzu yıkılmasındaki en büyük payda, Enver Paşa ve diğer ittihat terakkinin paşaları değilmiydi, Cennet Mekan Abdülhamit Han Hazretlerinin cenazesinde hüngür hüngür ağlayarak, biz seni anlayamadık, kalk ve yeniden diril, kurtar bu Milleti diyenler. Darbelerin andıçların güç aldığı zihniyet İttihat ve Terakki zihniyetidir. İttihat Terakki ve kadroları Milletimizin kadroları değildir. Kadroları olsaydı Tarihine Dinine ve Milletine zulm etmezlerdi. Onlar değilmiy di, Asil Milletimizin tarihini dönme devşirme satılık kalemlerle yeniden yazdırarak, şanlı tarihimizi neslimize ihanet olarak okutturanlar. Mubarek Ejdadına küfrettirenler. Şunu herkes iyi bilsinki Asil Türk Milleti, Yaratıcısı Yüce ALLAH (C.C) tarafından korunuyor. Kim hangi ihaneti yaparsa yapsın. Rabbim Türk Milletine dünyada bir kez daha yepyeni bir medeniyet kurduruyor. Bu medeniyetin örgüleri Milletimizin evlatlarının elleriyle nakış nakış örülüyor. Bundan böyle yeniden dünyanın her tarafında artık bizim türkülerimiz okunacak, herkes bizim Ay Yıldızlı Al Bayrağımıza selam duracak. Hak ve Hakikatın sesi soluğu ve gücü olmuş mubarek ejdadım, kabirlerinizde rahat uyuyun. Bütün Kutsal değerlerimiz üzerine and içtik. Sizlerden devr aldığımız AY YILDIZLI AL BAYRAĞIMIZI YÜCELERİN YÜCESİ RABBİMİZE HOŞNUT VE RAZI OLDUĞU ŞEKİLDE ARZ EDECEĞİZ.
Nevin { 07 Şubat 2010 13:47:20 }
Geçmişinden ders almayan ulusların geleceği olamaz. tarihi anlamak, anlamlandırmak ve geleceği bu günden görebilmek adına çok iyi bilmek gerekiyor. Ne acıdır ki her konuda olduğu gibi tarih bilinci konusunda da başarısız bir ülkeyiz. Geldiğimiz yer ortada. Tarihin tekerrürü ancak bizim gibi hafızası zayıf uluslarda mümkün. Ama Karamsarlık bize yakışmaz. Bu ülkede her zaman Mustafa Kemal kadar güçlü karakterli kişiler vardır ve olacaktır.
Diğer Sayfalar: 1.

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    




Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler;

evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar!  

                                                            M. Kemal Atatürk

           Gölbaşı Ekspres Gazetesi © 2007 Tüm Hakları Saklıdır. Tasarım: Tuncay MORKOÇ

                    Ankara Cad. No:100/20 Noter Yanı Gölbaşı / Ankara
                    Tel : 312 484 4 484         Cep Tel : 5355673077
            E-Posta: golbasigazetesi@gmail.com     golbasiekspres@mynet.com