Gölbaşı :
z     z
26 Nisan 2018, 09:11
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Bayram Türkmez

ARTIK YAŞLANDIK, KABUĞUMUZA ÇEKİLMENİN ZAMANI GELDİ!

ARTIK YAŞLANDIK, KABUĞUMUZA ÇEKİLMENİN ZAMANI GELDİ!

ÇOĞU ŞEYİ ARTIK YAZAMIYORUM! ÇÜNKÜ…

 

 

   Çok şeyler yazmak istiyorum ancak beni engelleyen duygusal bağlarım var ki, yazamıyorum1 Çok şeyler yapmak istiyorum ancak beni engelleyen ekonomik ve mesleki bağlarım var ki yapamıyorum!

 

  Ancak böyle işte, Hırsıza direk hırsız diyemiyoruz, “Burada ki malzeme yi kim almış! ya da Nereye gitmiş? ”diyerek yerinden kaybolduğunu anlatmaya çalışıyoruz. O malzemeden kimin sorumlu olduğunu da yazmıyoruz, çünkü duygusal bağlarımız var.

 

   Yazamıyoruz birçok şeyi, emekli olduk deyip geçiştiriyoruz.

 

Gölbaşı siyasetinin 3-5 kişinin elinde yürütüldüğünü,  bir belediye başkanı seçildiği zaman ardından sonraki dönemlerin başkan adayının/adaylarının ekiplerinin proje geliştirmeye ve hizmet üretmeye ne kadar pasif davranıp, engeller çıkarmaya başlamalarını…

 

   Yok, yazamıyoruz duygusal bağlarımız var. İlçemizdeki siyaset sahnesinde olanların artık hemşehrilikten öte akrabacılık oluşumlarını öne çıkardıklarını, etnik kökencilik noktalarının birbirlerine nasıl yansıma yaparak, kimi zaman farkında olmadan bile birbirlerini desteklediklerini,

 

    Yok yok yazamıyoruz, İlçemizde sadece belli köy/mahallelerde siyaset yapanların hakim olduğunu, bunların danışıklı döğüş misali birbirlerini hep desteklediklerini, artık İL cilik boyutundan KÖY cülük boyutuna geçtiğini,

 

     Yazamıyorum,  benim ailemin 50 yıl önce Çorum’dan gelerek Gölbaşı’na yerleşmesiyle, ya da Ankara dışı başka illerden gelen insanlarımızın yabancı olarak soyutlandığı, Ankaralı olunca yerli olduğu ancak bizim bir türlü ne yabancı, ne de yerli olabildiğimizi yazamıyoruz.

 

    Yabancı denilen ve yerel iktidar sahibi olan  belli kesimlerin kendi çevrelerine hizmet yapmaları, yerli denilen kesimlerin kendi çevrelerine hizmet yapmaları sonucu Orta Anadolu İnsanının hizmet paylaşımında adaletsizlikler le karşı karşıya kaldıklarını da yazamıyoruz.

 

   Hükümetin en güzel icraatlarından birisi bu terör örgütleriyle mücadele olup, son yıllardaki FETO terör örgütü ile mücadele de ilçemizde de zaaflıklar olduğunu, halen kripto fetocuların var olduğu iddialarını, bazı fetocuların tutuklanarak hapislere girer iken, bazı fetocuların sanki korunur gibi davranmalarını da yazamıyoruz.

 

    Bu feto terör örgütü ile mücadele olayı ülkemizin ve milletimizin geleceği, aydınlık günleri açısından çok önemli olup, bu bir siyasi partinin olayı olmadığı orta da iken, bu cemaatlere karşı olan demokrasi havarilerinin şimdi neden sessiz kaldığını da, halen kripto fetocuların ortalıklarda cirit attığı iddialarını yazamıyoruz…

 

    Yazamıyoruz kardeşim çünkü duygusal bağlarımız var. Sosyal/kültürel  hizmet üretenler bir elin parmak sayısı kadar yok desek yeridir, siyasetçiler başta olmak üzere etkili yöneticiler sosyal sorumluluk projeleri yapıyorlar ancak sosyal açılım projelerinin ayaklarını ihmal ediyorlar. 1 örnek. Mesela bir kültür merkezi yapılıyor ancak insanlar o kültür merkezlerine gelmek için bazı nedenler arıyor!Bu kültür merkezlerine de insanlarımızın gelmesini sağladığımız projeler “sosyal açılım projeleri” oluyor. İnsanlarımız kendileriyle ilgili konulara mecbur olmadıkça bu kültür merkezlerine gelmiyorlar. (Düğün,Nişan,Mevlid hariç) Yazamıyoruz, insanlarımızın duyarsızlığını ve neden bu hale geldiklerini!

 

    Yazamıyoruz, bu kültür merkezlerinde kamu kurumu olması nedeniyle birçoğunda bir Atatürk posterinin asılmadığını, yapılan sahneye ya da girişe engelliler düşünülüp geçiş rampaları konmadığını da yazamıyoruz, çünkü duygusal bağlarımız var.

 

    Orman alanları bozulup, imara açılan 3 dönüm arazinin müteahhide verilmesiyle hızla inşaatlarının devam ettiğini, yine Orman alanının fabrika tarafından açık alan depo olarak kullanıldığını vb. yeşil alanların katledildiğini de üzerine giderek yazamıyoruz. Çünkü,  yerel de bile siyasetçilerin muhalefetinde zayıflık olduğunu yazamıyoruz.

 

   Yazamadığımız çok şeyler var ancak bunlar hükümet politikalarıyla ilgili değil, kendimizle ilgili olup ahbap çavuş ilişkilerimiz, küçük yerleşim alanı olduğu için uzun yıllardan beri herkesin birbirini tanıması ve duygusal bağları engelliyor.

 

   Madem yazamıyoruz birçok şeyi dedim kendi kendime o zaman benim emeklilik zamanım gelmiş te geçiyor demek ki…

Bu onun işareti olup son yıllarda artık bir emekli duruşuyla gazetecilik yapmaya çalışıyorum.

 

    Bu yazamadıklarımızın sadece benimle ya da biz yerel gazetecilerle de ilgisi yok,  ilçemizde muhalefettte ya da iktidarda olan siyasi parti teşkilatlarının ortak birçok paydalarda buluşmalarından dolayı da gündeme gelmiyor. Gündeme gelse belki gazeteciler yazacak, ancak siyasiler gündeme getirmeyince, birçok vatandaş gazetecileri onların yerine koyuyorlar.

 

     Yazamıyoruz bizde çünkü muhalefet parti teşkilatlarının bir sorunu yok,  iktidar partisi ve yönetiminden memnun olmasa zaten konuşurlar! varsa yanlışları ya da doğru gitmeyen birşeyler onlar konuşur, gazeteci yazar. İşte duygusal bağlarımız var çünkü, siyasiler konuşmuyor, bizler yazamıyoruz.

 

    Duygusal bağlarımız var, bu siyasiler neden konuşmuyor! diye dert edinmeyip, akrabacılık başta olmak üzere, etnik kökencilik, cemaatçilik ve hemşehricilik boyutlarıyla iktidar/muhalefet olarak birçok ortak noktalarda buluştuklarının etkilerini görünce yazamıyoruz.

    Mesela, Belediye Başkanımız Fatih Duruay zaman zaman basın mensuplarıyla toplantı yapıyor. Katılıyoruz ve orada bazı basın mensupları o kadar güzel konuşuyor ki, övgüler diziyor, projeleri güzelliğinden bahsediyor ancak bunları yazmıyor, kişisel yorum yapmıyor. Neden konuştuğunu yazmıyor acaba ! işte bunları da yazmıyorum çünkü mesleki ve duygusal bağlarımız var.

 

   Siyaseti ilçemizde adeta bir meslek haline getirenleri yazamıyoruz. Çünkü, duygusal bağlarımız var. Belli siyasi dinamikler başta olmak üzere siyaseti hizmet aracı olarak görenlerin hemen hemen yok denecek kadar azaldığını, siyaseti sadece para kazanma amacı ile yapanların çoğaldığını görüyoruz ancak yazamıyoruz. Çünkü duygusal bağlarımız var.

 

   İstiklal Marşı’nın yazarı, büyük şair Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi; “Vaad etmeseydi Allah cenneti O’na bile etmezlerdi secde!”sözünü hatırladığımızda insanlarımızın sosyal, kültürel duyarsızlıklarını, sanal ve banal alemde ne kadar ahkam kesip, vatan, millet, sakarya edebiyatı yapar iken Amerikan ve Avrupa mallarına/kültürüne de özenti görsellerini de yazamıyoruz.

 

    Türkçe benim ses bayrağım! Diyen ünlü şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bu güzel sözünü uygulamaya çalışan Cumhurbaşkanı ve Başbakanın talimatlarını yok sayan birçok vatandaşlarımızın yanısıra, STK kuruluşları, hatta Kamu şirketleri kuruluşlarında İngilizce özentili kelimelerin ne maksatla yazılıp, tutulduğunu da yazamıyoruz.

 

   Bu tür çalışmaların sadece işletmenin ekonomik cazibesini artırmak için değil, aynı zamanda Türk Kültürüne büyük zarar veren bu insanların etnik ya da dinsel bağlantılarının olduğunu da yazamıyoruz. Çünkü duygusal bağlarımız var.

 

  Yazamadığımız o kadar çok konu var ki; kendimizle ilgili de yazamıyoruz. Kendimizi ifade etmekte bile zorlanıyoruz çünkü duygusal davranıyoruz.     Ne kadar ekonomik sıkıntılarımız olsa da buna bağlı olarak gazete çıkaramadığımızı, hazır olan kitaplarımızı basamadığımızı, zaman zaman kredi kartımızı zor ödediğimizi de yazamıyoruz. Bu da bizim duygusal yönümüz.  Bu kadar kamusallaşmanın yanında özel hayatımız var mı bilemiyorum! ancak özele dair çok şey yaşayamıyoruz, yazamıyoruz.Belki de zamanı geldi kimbilir kendimizi yaşamaya! bunların onların işaretleri belki de!

 

   Önümüzde bir genel seçim var. Bu konu da vatandaşlarımızın başkanlık sistemine geçiş konusundaki düşüncelerini yazmak isterdim ancak yazamıyorum. Çünkü, bu yeni sistem hakkında şu an konuşan yok. Ancak yaşayarak öğreniyoruz ve görüyoruz ki partilerin genel başkanları birbiriyle anlaşıp, uzlaşmak durumunda…Bu durum ülkemizin ve milletimizin birliği, dirliği açısından ne kadar fayda sağlıyor? Sol, sağ, muhafazakar, liberal, Sosyalist, Kominist, demokrat, milliyetçi…vs. kesimlerin nasıl birleşmek ve kaynaşmak zorunda kaldıkları ülkemiz ve milletimiz için daha mı iyi olur acaba? Bu konularda da yazamıyoruz. Burada duygusallığımız yok ancak siyaset kurumlarının olağan akışına müdahalenin yanısıra, vatandaşların sessizliği de var.

 

   Aslında yazamdıığımız çok şey var. Milletimizde müthiş bir dönüşüm var. Adeta sessiz bir devrim oluyor ülkemizde. Muhafazakar kesim milliyetçi kültürle kaynaşıyor, sosyal demokrat kesim muhafazakar kültürle kaynaşıyor. İnsanlarımız birbirini daha iyi ve yakından tanımaya başlıyor. Bu devletin en etkili, siyasetin en verimli çalışmalarından birisi olup,  bu dönüşümü ve kaynaşmayı hafife alanları, yok sayanları da yazamıyoruz. Çünkü, bu da bizim uzmanlık alanımız değil, bu konularda sosyoloğlar başta olmak üzere toplum bilimciler  1980 öncesi Türkiye ile şu andaki Türkiye yi kıyaslamalılar. Yani, akademik ve bilimsel konuşanda yok ki, yazalım.

 

   Aslında yerelde şunu yazmak isterdim. Feto Terör Örgütü’nden tutuklanan aylarca hapis yattıktan sonra serbest bırakılanların artık bürolarında Atatürk posterleri asmaya başladıklarını, hatta sorduğumda, “daha büyüğü ve güzeli de İstanbul’dan gelecek” dediğini, bunu inanarak mı yoksa takkiye mi olduğunu da! yazmak isterdim. Bu dönüşümü yazmak isterdim ancak duygusal bağlarım var yazamıyorum çünkü bu adamlar terör örgütüyle anılmak istemiyorlar.

 

     Yine bu terör örgütü Feto’dan dolayı yakalanan ve hapis yattıktan sonra çıkanların konuşmaları ve anlatımları var. Bu konuşmaları defalarca yazmak isterdim. Bu konuşmaların nereye kadar uzandığını takip etmek isterdim. Ne demek istemiş, kimi kastetmiş! Diye de bakmak isterdim. İlçemiz de 20 yıl önce de duyduğumuz Fetocuların pilot bölgesi olarak Gölbaşı’nın adının neden bu kadar önemli olduğunu da anlatanları yazmak isterdim. Ancak iddia boyutunda kalıyor, yazamıyorum!

 

    Bu fetö ile mücadele üzerinde çok duruyorum çünkü çok önemsiyorum. Ülkemizin ve Milletimizin 40-50 yıldan beri kanını emen, ABD başta olmak üzere birçok sömürge ülkelerine uşaklık ederek, Atatürk düşmanlığı adı altında Türk düşmanlığı yapan bu örgüt konusunda verilecek her taviz bu ülkeye çevrilmiş bir silahtan farksızdır.  Bu konu da düşüncelerimi söylemekten geri kalmak istemem. Çünkü, herkes kapısının önünü temizleyecek diye söyleyip duruyoruz, bizde 30 yıldan beri gazetecilik faaliyetleriyle toplum bilincine yönelik çalışmaların yanısıra, kamu ve halk arasında bilgi akışını sağlayan, haber sunan bir gazeteci olarak var olduk. Yani, ömrümüz mücadele ile geçti.

 

    Bu cemaat yapılanmasının  sıkıntılarını 2000 yılından önce yaşayanlardanım. Belki de onun için üzerinde fazla duruyorum.

    Ancak, bu konu da taviz vermeden görevini yapanları takdir ve tebrik etmek Türküm diyen, Demokratım diyen,   ülkemin ve milletimin birliği, dirliği diyen her vatandaşın görevidir.

 

    Bu konularda bizim de yazamadığımız var. Yani, iddialardan yola çıkıp yazmak doğru olmayacağını bildiğimiz için yazamadıklarımız var ancak ilgili kurum temsilcileri açıklama yaparlar ise tabi yazmaktan çekinmeyeceğimiz birçok konu da var.

 

     Maalesef yazamadığımız birçok konu var ki, bunların kaynağında kendimiz varız.

     Bazen, o kadar kızdığım kişiler oluyor ki, gözümün içine baka baka yalan söylüyor Kİ,  "s...r git!" demek geliyor içimden ancak onu da yazamıyorum! Bazen artık kendime hakim olamayıp, kendi kendime küfür ettiğim anlar oluyor da biraz rahatlıyorum ancak hakarete girdiği için de bunları yazamıyorum!

 

     Her insanın mücadele şekli değişik olabilir, yaşadığı koşullar, aldığı eğitim, mesleğinin getirdikleri, okuduklarının etkisi…derken hepimiz farklı şekillerde mücadele veriyoruz.

 

    Ancak, bu konularda en büyük görev siyasetçilerimize düşüyor. Partiler kanunu, seçim mevzuatı konusunda değişiklikler, seçileceklere kriterler ve en fazla 2 dönem kuralı getirilmesi birçok sorunumuzu da çözecektir diye düşünüyorum…

 

   Kırmadan, İncitmeden, BİR OLACAĞIZ, İRİ OLACAĞIZ, DİRİ OLACAĞIZ…düşüncesiyle halen de yoğrulup yürüyoruz.  Bu ülke de birara da yaşanacaksa başka da yolu yok zaten.

 

    Evet..Yazamadıığımız şeyler çok ancak en azından bu düşüncelerimi yazmak istedim…

 

Sevgi ve saygılarımla

Bayram Türkmez

26 Nisan 2018

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
1 + 3 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.