Gölbaşı :
z     z
18 Ekim 2017, 07:21
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Bayram Türkmez

Kendi meselelerinin içinde mi yoksa memleket meselelerinde mi kaybolmak!

Kendi meselelerinin içinde mi yoksa memleket meselelerinde mi kaybolmak!

     Son dönemlerde içimden hiç yazı yazmak gelmiyor ancak yazılacak o kadar konu var ki, kendi derdimize düştük misali bir türlü topluma yansıyamıyorum.

 

    Kendi yaşamımla ilgili önemli kararlar almaya çalışıyorum onun vermiş olduğu etkiler beni düşündürüyor.  Hayatıma yeni birşeyler katmak için çabalıyorum ancak onu da beceremiyorum.

 

     87 yaşında birçok hastalığı olan herşeye rağmen ayakta kalabilen tek başına yaşayan annemin yalnızlığının vermiş olduğu sorumluluktan tutunda,  yaklaşık 30 yıldan beri Gölbaşı sokaklarında elimde fotoğraf makinası ile gezerek gazetecilik yapmanın yorgunluğu yetiyor,  bir de üzerine bencil insanlarla birlikte yaşamak zorunda kalışımın yükünün yanısıra,  bugün 13 yaşında olan oğlumla uzak bir yaşam tarzı…

 

     Hepsini üstüste koyunca bayağı bir ağırlık oluşturuyor bende,  hele bir de memleket meselelerine duyarlılığımız var ki sormayın gitsin,  bitmek bilmeyen sorunlar yumağında nereden bakacağımızı, nereye tutunacağımızı ve ne yapacağımızı düşünürken çözüm yolları üretmeye kalkmak oldukça zor geliyor artık.

 

    Bu kadar yük gibi görünen meselelerin içinde kaybolmadan yaşayabilmek için mücadele vermeye devam ediyorum.  Ağır geliyor hemen adına “nazar” diyerek bir kılıf buluyorum kendimce…

 

    Zira, 30 yıla yakın ilçe de gazetecilik yapmışın, sevenin var sevmeyenin var…Binlerce olumlu olumsuz haber yapmışım, çeken var çekemeyen var! Bir de bunların yanısıra sosyal-kültürel yansımalarımız var. Memleketin bütünlüğü, insanlarımızın birliği, dirliği için verdiğimiz çabalar var ve bu çabaların kendi  planlarına  engel olduğunu düşünenler var.

 

   Ben bile bazen şaşırıyorum.. . Kimin dost, kimin düşman gibi durduğuna! Bazen bu kamu çalışanlarından bile geliyor olumsuzluk.

 

    Mesala 2007 yılında Gölbaşı Gazete’mizin künyesinde bir eksiklikten dolayı o dönemin adalet dağıtıcıları gazetemize dava açmış, 500 lira para cezası vermiş. Bu parayı ödemişiz. Ancak, peşine birde adli sicil kaydı oluşturmuşlar. Bu adalet dağıtan insanların normal bir davranışı değil…Adaleti rencide eden bir karar. Burada bir maksat var, ancak nedir bilemiyorum ve üzerinde de durmuyorum! Bunun hesabını verebilecek bir kurum yetkilisi olduğunu da sanmıyorum!Onun için kendimizi yormaya hiç gerek yok!

 

    Bu verdiğim bir örnek ki, onlarca şeylerle karşılaşıyorum nedeni ni bilmeden!

    Artık daha başka bir şey saymayacağım, çünkü saydıkça ben bile şaşırıyorum nasıl bir yükün altında olduğuma…

    

     Ancak güzel şeylerde oluyor. 2014 yılında araştırmaya başladığım, arşivimi kurcalayıp hazırladığım AH MOGAN, VAH MOGAN! Bu senin hikayen…isimli çalışmamı kitaplaştırıp geçen hafta baskıdan aldım. En azından 30 yılın emekleri yitip gitmesin,Mogan Gölü’nün iyileşmesi için emek verenlerin emekleri de kaybolmasın diye…Bu bana pozitif yansıyan bir moral kaynağı oldu…

 

     Hazırlığını yaptığım  GÖLBAŞI SİYASETİNDE KELEBEK ETKİSİ isimli kitabımı da artık en az 6 ay sonra çıkarırım heralde…Bu da kaynak kitap olacak nitelikte olup, ilçemizin sosyal-kültürel-siyasal dinamiklerinin biyografilerinden yola çıkarak ilçenin yakın geçmişine ışık tutacak bir çalışma olacak. 

 

     Ben, yazar olarak kendimi görmüyorum,  yazar olan sayın Ferruh Sidar gibi büyüklerimiz. Benimki si ilçemiz insanlarının bilmesi gereken bazı bilgilerin eksikliğini tamamlamaktan başka bir şey değildir. Bu hem kendim için birikimlerimin kalıcı olarak ortaya çıkmasına neden olurken, hem de gelecek kuşaklara ilçenin geçmişinde etki yapan insanları tanıma fırsatı veriyor…

 

   En azından aklımızda böyle çalışmalar var…

 

   2014 yılında matbaa gazetesini,  markalama işini yapmış olduğum atölyemi kapatarak kendimi tamamen emekli havasına sokmaya çalıştım ancak bir türlü emekli gibi kendimi yaşayamadım.  İnternet haber sitelerini halen güncelliyorum.  Sadece, muhabirliği bıraktım, elimde fotoğraf makinasıyla haber peşinde gezmiyorum. Ancak ziyaretlerimle söyleşiler yapıp, gözlemlerimi ya da edindiğim bilgileri yine halkımızla haber ya da yorum olarak halkımızla paylaşıyorum…

 

   Bu durum da bana ayrı bir yük yüklüyor…

 

   Ne kadar emekli oldum, gazeteciliği bıraktım desem de ortada bir çalışma var.  Onu farkedince bu sefer internet gazetelerimizi yorum ağırlıklı, siyasi haberler yapmayan, elektronik postamıza gelen ya da kendi ziyaretlerimizle ortaya çıkan haber, söyleşi ve yorumlarlarla halka yansıyan bir gazete kimliğine büründürmeye çalışıyoruz ve şimdilik böyle gidiyoruz…

 

    Ancak, bu bile bir sorumluluk yüklüyor,  birçok insana umut oluyorsun,  30 yıldan beri yaptığın habercilik çizgini devam ettirmek istiyorsun ancak artık emeklilik havasından mı! nedir? eski cesaretin kalmıyor,  eskisi gibi geceni gündüzüne katamıyor emekli  bir klasik devlet memuru zihniyeti gibi kendini ifade etmeye çalışıyorsun…Bu durum gazetecilik anlayışıma ters geliyor ve olmuyor! diyorum kendi kendime…

 

   Onun için yeni yeni kararlar alıyorum. Tamamen bu işlerden sıyrılmanın yoluna bakıyorum. İnternet gazeteciliği olsa da ne kadar etkili olduğunu yaşayarak görüyorum. Gölbaşı’nda çoğu insan tanıyor ve her haberde mutlaka bir ilgim olduğunu düşünüyor. Oysa öyle değil.

 

    Bu durumdan kurtulmanın yolu olarak bu internet gazetelerini de devretmeyi düşünüyorum.  

 

   Haber sitelerinde çok güzel bilgiler ve belgeler var. Sadece geçmişe değil, geleceğe de yön verebilecek,  toplum dinamiklerini tanımak, çalışmalarını bilmek ya da Gölbaşı üzerine birçok bilinmeyenleri gün yüzüne çıkaracak haberler, yorumlar …bulunuyor.

 

     Baş sorunumuz okuyan bir toplum değiliz…İstediğin kadar yaz dur,  okuyan az!

 

   Bu yazıların yok olmasını engellemek için zaten kitaplaştırıyorum. Son olarak biyografileri toparladım. Önemli bulduğum kendi araştırma/köşe yazılarımı derledim. Önümüzdeki aylarda 2.kitabı yazmak amacı güdüyorum.

 

  Böyle yapınca,  internet gazeteleri de olsa, kopmak kolay oluyor. En azından emekler boşa gitmeyecek,  bu haber sitelerinin başında ben olmasam belki de kapanıp gidecek. Yani, yok olacak. 

 

“Onun için de  her zaman sosyal, kültürel,siyasal…dinamiklere bu sitelerden gerek fotoğraf, gerek haber…ilgi alanınıza giren ne varsa fotoğraflayın, indirin, kopyalayın…alın arşivinizde dursun. Gün gelecek hepsi lazım olacaktır.” diyoruz.

 

   Bu internet haber sitelerini en kısa sürede devretme planlarım var. Şimdiden bunu da duyurmuş olayım,  ilgi duyanlar benimle temasa geçsin…

 

   Kendime yeni yaşam alanı oluşturmanın altyapısını böyle yavaş yavaş hazırlıyorum.

 

   Geçen hafta Amatör Denizcilik Belgesi almak için kursa gittim, biraz uygulama, biraz teori ile bir tekne nasıl kullanılır? Öğrenmeye çalıştım. Tabi, Denizcilik terimleri farklı kolay değil ancak üzerinde sakin kafayla durulunca oluyor. Bu durum sahil kentlerini hemen aklınıza getirebilir.  Biz toprak insanıyız, susuz da  yapamayız.  Bir de küçük bir  zeytinlik cinsinsen toprak parçası oldumu emeklilik zamanımızı rahatça harcayacak  anlarımız çok olacaktır…

 

    Bu amacımı ne zaman, nasıl gerçekleştiririm, nasip olurmu-olmaz mı onu da bilmiyorum ancak niyetim böyle…

 

    Emekli gazeteciyim dememe rağmen tanıyan insanlar inanmıyor emekli gibi durduğuma ve halen aktif habercilik yapıyormuşum gibi dertlerini anlatıyor, sorunlarını paylaşıyor ve beklentileri oluyor.  Bunun vermiş olduğu yük beni düşündürüyor.

 

    Kendimize yetecek kadar enerji kalmıyor bazen ki,  topluma nasıl yansıyacağız! diye de sorguluyorum kendimi…

 

     Memleket meselelerinde kendimi bu kadar sorumlu hissetmek niye! Yaklaşıp 30 yıldan beri kendi çabalarımızla yerelde kendi ekonomik imkanlarımızla ortaya bişeyler getirdik, ürettik, çabaladık.

 

Devletten maaş almadık, kimse de gelip sen ne yiyorsun, içiyorsun, bir derdin var mı? Nasıl çözeriz! diyen olmadı.  Hep kendi kendimize yeterek geldik bugünlere…

 

   Zaten yerel gazetecilerin siyaset yapmıyorsa geneli bu durumdadır…

 

   Bu durumu çok sorguladım. Çevreme baktığımda insanların çoğunun siyaseti meslek haline getirdiğini, bunu rant için yaptığını görüyorum,  Sivil Toplum Örgütlerinin çoğunun tabela dan başka etkinliklerinin olmadığını,  hele ki okul ve cami üzerine kurulanların ise sadece para toplamak amacıyla kurulduğunu biliyorum. Vs.vs.

 

    Tüm bunları görünce yine de pes etmiyorum. Sistem nerede SOS veriyor, sistem niye bunları üretiyor? diye sistemi sorguluyorum…Aslında buluyoruz da sorunu ancak çözümü bizi aşıyor…

 

///                           ///                          ///

 

    Hükümet tarafından alınacak belli tedbirler ile, çıkarılacak yasalar ile bu sistem eksikliği giderilecek umudunu hiç kaybetmiyorum…Bizlerin döneminde bunlar gerçekleşmez ise bizden sonra ki dönemde gerçekleşeceğini biliyorum.

 

   Örneğin, Partiler kanunu, siyasi partiler mevzuatı  değişmeli, siyaset yapacaklara deleğeden, milletvekillerine kadar seçileceklere kriterler getirilmeli diyoruz.  İster siyaseten, ister sosyal vs. anlamda seçimle iş başına gelen yönetici en fazla 2 dönem görev yapsın diyoruz. Devlet memurları sadece memur olmasın “Sosyal Memur” olsun diyoruz…

 

   Birçok şey sayabiliriz ancak bu saydıklarım acil olmalıdır.

   Maalesef içinde bulunduğumuz koşullar,  iç ve dışarıdaki açık/kapalı terörle mücadele durumları herkeste bir çeşit olumsuz etki bırakıyor. Tüm meselelerin önüne geçiyor. Gündem  sadece iç ve dış terörle mücadele üzerine toplumda da bir sinerji oluşturmuş vaziyette yürüyor…

   Yapacak bişey yok…Bu gemi de hepimiz varız,  ister emekli olalım, ister olmayalım hepimiz bir tarafından tutarak bu zor günleri atlatacağız, bu günleri iyice zorlaştıranları da bertaraf etmenin yollarına da bakacağız tüm bu olumsuzluklara rağmen…

 

    Türk Milletinin özelliğidir bu…

 

    Kendi sorunlarından önce memleket sorunlarını düşünürken kendini unutmak bizim kaderimiz!,  taki Toroslarda bir yörük evinin tüten bacası kalıncaya kadar, umudumuz hep olacak!

 

Herkes kendi çapında memleket meselelerinin bir ucundan tutmuş anladığı biçimde savunmaya çalışıyor…    Kendine mesele etmeyen varsa da mutlaka bu meselelerden etkilenecektir bir şekilde!

 

       Sokağa çıkıp baksanız zaten herkesin bir memleket endişesi yaşadığını da görürsünüz.

 

      Onun için kimseye de söyleyecek bir şeyimizde olmuyor.

 

    Yani, bu şartlarda bu kadar yükün altında beceripte  kendimiz için kurduğumuz hayalleri biraz daha ötelememiz gerekiyor! 

 

Sevgi ve saygılarımla

18 Eylül 2017

Bayram Türkmez

Yunus Dogan ~ 28 Ekim 2017, 20:34

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
2 + 5 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.