Gölbaşı :
z     z
21 Temmuz 2017, 11:13
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Bayram Türkmez

Halil ve Fethullah hocalar

“Emekli öğretmen-yazar Zeki Sarıhan yazdı”

Halil ve Fethullah hocalar

HALİL VE FETHULLAH HOCALAR

 

Zeki Sarıhan

 

(Fetullah Gülen ve cemaatinin durumu, günümüzde siyasetin baş konusu. Aşağıdaki yazı, 18 yıl önce, yayımlanmıştır. Ona eklenecek ve ondan çıkarılacak tek bir sözcük bulamıyorum! Yazı iktidar paylaşımından çıkan kavga nedeniyle Fetullah örgütü mensuplarına karşı savaş açan iktidarın evrim teorisi gibi bilimsel bir konuyu müfredattan çıkararak onun zihniyetinin nasıl sürdürdüğünü de hatırlatıyor olmalıdır.)

*

“İşte sonunda Nurcu Fethullah Gülen müritlerine konuştu. Gözyaşlarına boğulmadan devleti ele geçirmek için hangi yolları izleyeceklerini uzun uzun anlattı. Hâlâ anlaşılamayacak bir şey kaldı mı?

 

12 Mart’tan sonraydı. Bizim komşu köyde bir Halil Hoca peyda oldu. Çocuk yaşta başka bir köyden alınıp Rize’ye götürülmüş, burada yetiştirilmiş, sonra İstanbul Fatih’teki hocalardan icazet almış, Kur’an Kursu hocası olmuştu. 1980’den sonra Halil Hoca’nın ünü ve etkisi iyice arttı. Başında bulunduğu kurs, takkeli küçük öğrencilerle dolup taşmaya başladı. Perşembe günleri çevre köylerden Halil Hoca’nın vaazını dinlemeye giden bir hayli köylü vardı. Çevrede takkeliler çoğalmaya başladı.

 

Herkeste bir Halil Hoca hayranlığı gidiyordu. Söylendiğine göre Halil Hoca’nın bilmediği yoktu. Her konuda hüküm yürütüyordu. Halil Hoca’nın üzerine söz söylemek nerdeyse kâfirlik sayılıyordu. Kendisini iki sefer bizim köydeki cenaze nedeniyle dinledim. Halil hoca dedikleri buydu demek! Bildikleri şeyler bir takım dini hikâyelerden ibaretti. Çok konuşuyor, o eski kitaplardan ne varsa sıralıyordu. Okuduğu kitaplar Arapça, Farsça sözcüklerle dolu olduğu için Halil Hoca bayağı lügat da paralıyordu. “Bu karyenin ahalisi” diyordu örneğin.  “Karye”nin köy demek olduğunu bilmeyen köylüler kim bilir buna bile ne anlamlar veriyordu. Şapka giymenin günah olduğunu sanacak kadar bilgisizdi. Sarık da takamadığı için bir mendili başına dolayıp öyle geziyordu.

 

Bir yaz havalar kurak gitmişti. Çevre köyler hep birlikte yağmur duasına çıkacaktı. Halil Hoca konuşmuş: Bu kuraklığın nedeni, televizyonlarda çıkan açık saçık kadınlardı ve yağmur duasından önce televizyonlar üç gün süreyle kapatılmazsa Allah yağmur duasına çıkanların duasını kabul etmezdi. Yüz yıl önce bile Türkiye aydınları böyle cahil hocaları alaya almaktaydılar.

 

Halil Hoca, erken bir yaşta öldü. Cenazesine yalnız çevre köylerden değil, çevre ilçelerden ve illerden amirler, memurlar da içinde olmak üzere binlerce insan gelmiş, arabalar kilometrelerce dizilmişti.

 

Ülkemizin üstüne karanlık örtüler çekiliyordu. Biz ülkemizin aydın öğretmenleri ya içerdeydik, ya meslekten atılmıştık, ya izleniyorduk. Okullar Türk-İslam sentezcisi müdürlere teslim ediliyordu. Evrim teorisini savunduğu için öğretmen dergisinin ülkedeki bütün okullara girmesi, tarikatçı bir milli eğitim bakanı tarafından yasaklanıyordu. Kur’an Kursları, İmam Hatip okulları çoğalıyordu. Dersaneler, özel okullar pıtrak gibi ortalığı sarıyordu. Paralı eğitim yaygınlaşıyordu.

 

Halil Hoca da Fethullah Hocaefendi de aynı koşulların ürünü. Bu, cezaevlerinde görüldüğü gibi aydınların işkenceden geçirildiği, insan aklının dumura uğratıldığı koşullardır. O tarihte Atatürk adı ne kadar da çok söylenirdi! Bilim insanları çatı çatır kurşunlanıyordu.  Demek ki 12 Mart ve 12 Eylül fideliği Halil Hocalar, Fethullahlar üretiyor.  Halil Hoca, iki derenin çatağındaki bir yerleşim yerinde çevre köylere geçmiş yüzyılların “nur”unu saçıyordu. Fethullah Hoca, bütün ülkeye, Ortadoğu’ya, Ortaasya’ya emperyalizmin ve gericiliğin  “nur”unu saçıyor!

 

Sen ülkenin çocuklarına yetecek okul açmazsan bir açan bulunur. Sen onlara barınacak bir yurt vermezsen bir veren bulunur. Sen onlara bağımsızlıkçı, halkçı bir ülkü vermezsen, bu okul ve yurtlarda, Işık Evlerinde kendi ülküsünü veren bulunur. Herhalde Fethullahçılık gelişsin diye bütün bu ihmali yaptın. Ülkenin zenginlikleri ve devlet bütçesi, bankalar, bir avuç soyguncuya peşkeş çekilirken, param yok diyerek devlet okullarını öğretmensiz, araç gereçsiz, tebeşirsiz bıraktın. Tarikatları kolladın, büyüttün ve en azından birini diğerine tercih ettin. Başını kuma gömdün. Hayatta en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu unuttun. Sonra da onun okullarını şöyle iyi, böyle iyi diye övmeye başladın.

 

Bari şimdi uyansan! Türk devrimini, aydınlanmayı hatırlasan. Dış sömürüye ve bağımlılığa son verecek önlemler alsan. Sınıflar arasındaki uçurumu kapatmaya çalışsan. Halk da Halil Hoca gibi, Fethullah gibi söz avcılarının tuzağına düşmese. Herkesi parasız okutsan. Bak Fethullah parasız okutuyor. Kimseyi sokakta bırakmasan. Bak Fethullah yurtlar açmış. Cumhuriyet’in üzerinde yükseldiği bağımsızlıkçılığı ve aydınlanmayı savunsan. Bilimin, sanatın zincirlerini çözsen. Başka ülkelere göndereceğin kültür ve eğitim elçilerini CİA güdümündeki tarikatlara havale etmesen.

 

Karnı tok, sırtı pek, başı dik insanlar ülkesinde Fetullah’ın ne işi olur?”

 

Zeki Sarıhan, “Halil ve Fethullah Hocalar”, Öğretmen Dünyası, Yıl 20, Sayı 235,  (Temmuz 1999), s. 3, başyazı.  (20 Temmuz 2017)

 

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
4 + 2 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.