Gölbaşı :
z     z
30 Ocak 2016, 20:03
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Bayram Türkmez

Cumhurbaşkanımıza açık mektup

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a mektup yazdım”

Cumhurbaşkanımıza açık mektup

 

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bir mektup yazmak geldi içimden.  25 yıllık yerel gazetecilik hayatımda ilk defa bir  devlet büyüğümüze mektup yazıyorum.  Bu yazdığım mektubu Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a da e-devlet aracılığı ile gönderecektim ancak 1000 karekterden fazlasını almayınca, yani  yazımın hepsini almadığı için   sizlerle buradan paylaşarak,  aktarıyorum.  Bundan böyle devlet büyüklerimize  sırasıyla mektup yazmaya devam edeceğim. Düşüncelerimi anlatıp, içimi dökeceğim.

 

       Sayın Cumhurbaşkanım ,   sizin akıla, öneriye, tavsiye ye ihtiyacınız olduğunu sanmıyorum.  Bunun en açık göstergesi de konularında uzman  yüzlerce danışmanınızın olduğudur ve her konu da sizin düşüncelerinizin üzerine  kendi  fikirlerini sunuyorlar.  Benim size mektup yazmakta ki maksadım, bu ülkenin ve milletin bir sevdalısı vatandaş/yerel gazeteci  olarak  bu ülkenin gelişmesi için  karınca misali inandığım yolda yürümek olup, demokrasi ülkesindeki  hakkımı  kullanıp,  içimi size dökmektir. 

 

   Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en yüksek makamdaki yöneticisi olarak her konuşmanızda, her açıklamanızda  bu ülkenin kaderini etkileyecek millet üzerinde büyük tesir bırakıyorsunuz.

 

Sayın Cumhurbaşkanım;


 Ben 50 yaşını geçen bir insan olarak, 50 yıldan beri  “Adalet Mülkün Temelidir.” Özlü sözü ile büyüdüm.  Yani, “adalet, devletin temelidir”…diye bildim, inandım. İnanmakla kalmadım,  aktif olarak  yerel bir gazeteci olarakta yıllarca mücadele ettim.  Bir ülkede adalet yoksa, hukukun üstünlüğü yoksa bu devletin temeli sarsılmaya, çürümeye başlamış demektir.  Bizler bu değerle büyüdük, yetiştik kendimize kültür edindik, buna inandık.

 

   İnsan Hakkı diyoruz.  Kul hakkı diyoruz. İster devletin yasaları  olarak düşünelim, isterse kutsal kitap emirleri bakımından düşünelim, adalet olmazsa,  insan hakkı da, kul hakkı da nasıl sağlanacak?


    Türkiye Cumhuriyeti Devleti olan cennet vatanımızda ne eksiğimiz var ki,   çevremizdeki insanlar huzursuz, geleceğinden endişeli ve hergeçen gün ülkede sanki bir kaos yaşanacakmış gibi ruhsal bir durumda bulunuyor.  Bu cennet gibi  ülkemizde neyimiz eksik bizim, ne ararsan var. "Dünya da olan her şey bu ülkede fazlasıyla var." diyen insanlarımızda çok.


Herkesin ortak vatan kabul ettiği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’mizde  kendimizi bildik bileli  “İnsan Hakları”, “Demokrasi” gibi kavramlara toplumsal enerjilerimizi harcıyoruz.


   Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 1954 yılında imzalamış bir ülkeyiz ancak,  bu insan hakları gündemimizden hiç düşmedi.


    Bana,  insan hakları nedir? deyince öncelikle “adalet” aklıma geliyor.  Adalet, bir ülkede yaşayan tüm insanlara eşit  yaklaşırsa, İnsan yaşam hakkını  güvence altına alarak  haklarını korursa,  o zaman birçok gelişmiş ülke gibi gündemimizden bu sorunda  kalkar,  toplumsal  enerjimizi boşa harcamayız.  Aksi olursa işte Ortadoğu ülkeleri burnumuzun dibinde kardeş kardeşi kırıyor, vatanlarında huzur yok, kaostan kaçarak  vatansızlık yaşıyorlar! Yanıbaşımızda bu ortam önemli bir örnek olarak duruyor. 


   Sayın Cumhurbaşkanım;


Adalet olmayan yerde insan haklarından bahsetmekte  akıl tutulmasıdır.  Adalet duygusu olmayan  bir insanında insan haklarına saygı duymayacağı muhakkaktır.  Zaten, insan hakları ile demokrasi  birbirine paralel şekilde gelişiyor.

 

Bu cennet vatanımızda demokrasi ve insan hakları bakımından neler yapabiliriz?  diye de sokaktaki bir vatandaş gibi bende düşünüyorum.  Ancak,  öncelikle bir sorunla karşılaşıyorum. Kimi çevreler insan hakları/demokrasi  konularında farklı algılar/yorumlar yapıyor. Bunların bir bölümü dinsel yönden,  başka bir bölümü etnik yönden kendine pay çıkarmaya çalışıyor. Bizlerde bunu ulusal basından  sık sık görüyoruz, okuyoruz...


   Mevcut anayasamız;   bu milletin çoğunluğu ne dinsel, ne de etnik ırkçılık üzerine siyasi ve sosyal gibi oluşumları  reddediyor.  Ve bende anayasadaki bu bağlayıcılığa katılıyorum.  Ülkemizde ne etnik, ne de dinsel oluşumların devletin üzerinde etkisine  ve   milletin bütünlüğüne  tehdit oluşumlarına fırsat verilmemeli,  adalet terazisi herkese eşit şekilde anayasa  güvencesiyle hizmet etmelidir.
 
 İnsan Hakları temelinde adalet var. Ve en fazla tartışma sıralamasında  “inanç” özgürlüğü büyük yer kaplıyor.  Oysa, Türkiye’nin inanç özgürlüğü konusunda, Dünya ya bile örnek olması içten değil, bu konuda saygı duyulan bir ülke olmasının yanı sıra,  kendi toplumsal huzuru içinde, sosyal ve bilimsel gelişme içinde, Adalet içinde, demokrasi içinde vd...Zaten,  inanç özgürlüğü anayasa ile güvence altına alınmıştır ancak değişik  uygulamalarıyla da göstermek  şarttır.


 
   Hep sormuşumdur kendi kendime bu  nasıl olacaktır? diye…Aslında  mevcut anayasa ile olmuş.   Her bir insanın farklı inanca sahip olabileceği/olduğu düşünülerek “devletin dini olmaz, insanın dini olur” düşüncesiyle insanların farklı din/inançlarına saygı duyulması sağlanmıştır.

 

        Zira, 1 kişi de olsa, farklı bir inanca sahip vatandaşa  saygı duyulduğu gibi, inancını koruyacak ve kendini güvende hissedecek bir devletin anayasası  ve uygulamasıyla “insanı yaşat ki, devlet yaşasın” düsturuyla hareket edilmesi, huzurun yanı sıra, özgüveni yüksek, demokrasisi gelişmiş bir toplum haline getirecektir ülkemizi…

 

Böyle olunca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetenlere düşen görev bunu uygulamaktır. 

Türkiye, ne Avrupa devleti, ne de Ortadoğu devleti olmaya mecbur değil, Türkiye olacaksa DÜNYA DEVLETİ olsun...


Daha önce de yazmıştım.  Bu ülkenin herhangi bir köşesinde  farklı inançlara sahip insanlar kendilerini nasıl güven altında, bu devletin vatandaşı olarak haklarının korunduğunu nasıl hissedecek?

 

İnsan hakkı ya da kul hakkı diyorsak, bu insanların inanç hakları nasıl korunacak? Yoksa insan hakkına/kul hakkına insanların istediği şekilde inançlarını yaşamaları girmiyor mu? Bir insanın kendi istediği şekilde ibadet etmesini engellemek, ya da zorla kültürleştirerek, örtülü  baskıya maruz bırakmak  kul hakkına girmiyor mu? Tabi ki, gönülden olmayan her şey kul hakkına/insan hakkına giriyor. Onun için önemlidir bu mesele…

 

Sayın Cumhurbaşkanım, 


   Çevremde  konuştuğum birçok insanın  ülkemizin geleceğine dair endişeleri var.  Ülkemizin bütünlüğü, milletimizin birliği/dirliği konusunda gelecekle ilgili endişelerini yok etmek sizlerin elindedir.  Etnik ve Dinsel oluşumlar başta olmak üzere , bugüne kadar dış politika da  izlenen yol ülke insanımızın böyle düşünmesine neden olduğu görülüyor. Birde son aylardır terör belası ülke gündemimizi hayli meşgul ediyor.


 Dış politika da;    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu lideri  M. Kemal Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” özlü sözü rafa kaldırıldı, aksi politikalar izlendi görüşü hakim…

 

Sayın Cumhurbaşkanım ;


 Ülkemiz insanının en çok ihtiyacı olan  birliği ve dirliği olup,  sevgi dilinin tüm farklılıklar üzerinde  etkisini gösterip,  birbirine kenetleme zamanıdır.   Her kim olursa olsun, ülkemizin insanlarından farklı sesler geliyorsa da siz uzlaştırmacı - birleştirici  söylemlerinizi  devam ettirmenizdir.  Bırakın, siyasetçi siyasetini yapsın. Siyasetçilerin ayrıştırıcı dilleri olursa da , sizlere düşen devlet ve millet adına bunları aynı amaç doğrultusunda birleştirmektir. 

   Ülkemizin değişik yerlerinde yaşayan  farklı kültürlere, inanışlara sahip insanlara,   bu devletin sevgisini, hoşgörüsünü ve şefkatini göstermeye devam edeceğiz...

 

Sayın Cumhurbaşkanım;


 “Devletin dini olmaz, insanın dini olur ” diye biliyoruz,  çünkü, devletin içinde farklı inançtan insanlar var.


Devleti temsil eden kurumlarda da  bu özellikler göz önünde bulundurularak uygulamalar yapılmalıdır.  Başta, Diyanet İşleri Başkanlığı ülkemizdeki tüm inançların temsil edildiği bir kurum haline getirilmelidir.
  
 Sayın Cumhurbaşkanım,  sizin deyiminizle bu ülkede belki 36 çeşit etnik köken var ancak,  mezheplerle birlikte belki 20 den fazla farklı inanç  sahibi  topluluklarda  var.  Ancak, genel kabul gören bu ülkenin vatandaşlarının  en az yüzde 95’nin Müslüman olduğu gibi, Hristiyan, Yahudi, Uzak Doğu inançları,  (Mezhepler, Cemaatler) vs. farklı inançlar var.  Bu inançları yaşayan insanlar kendilerini nasıl güvende hissedip,  bu insanların bu inanç hakları nasıl korunacaktır?  Tüm mesele budur .


Sayın Cumhurbaşkanım;  

 

Herkes inancını devletin teminatı altında  yaşadığını haykırabilmeli,   devletin sevgisi ve hoşgörüsü altında kendini güvende hissedebilmelidir.  Bunu ülkemizde  tüm dünya ya göstermek bile  zor değil. Kaldı ki,  kendi ülkemizin iç huzuru  ve gelişmişlik  içinde  gereklidir.


   Nasıl ki,  Cumhurbaşkanlığı Sarayı bahçesine cami yaptırarak, Müslüman bir devlet  olduğumuzu ülkemize ve dünya ya yansıtıyorsak ,  yanına 100 metrekare de Kilise,  20 metrekare de sinegog ya da uzak doğu inançlarını temsil eden ibadet yerleri yapılarak, her inanca karşı saygı duyduğumuzu sözlerimizle olduğu gibi  uygulama da da göstermiş oluruz.  Aynı şekilde mezarlıklarımıza,  ister  cenazesini gömsün ister gömmesin  Müslüman olmayan inançlar içinde 50  - 100 metrekare mezar yerlerini tüm mezarlıklarımız içerisinde resmiyette ayırabilmeliyiz.

  Yukarıda da söylediğim gibi bir Avrupa ya da Ortadoğu ülkesi değil, örnek  DÜNYA ÜLKESİ  olma yolunda ilerlemeliyiz.


   Biz ülke olarak bu inanç özgürlüğünün,  böyle uygulamalarını başarabilsek birçok  önemli  sorunun  kendiliğinden çözülmeye de başlayacağına inanıyorum. 


     Devletimizi yöneten Müslüman inancına sahip devlet büyüklerimizin,   ne kadar adaletli olduğu,  en az yüzde 95'i  çoğunluk olan  Müslüman halkın,  ne kadar Saygılı, hoşgörülü ve sevgi dolu olduğunun görülmesi,  aynı zamanda İslam dinimizin güzel özelliklerini de anlatmış ve yaşatmış oluruz. 

     Adaletimizi ve insan haklarına duyduğumuz saygıyı,  Türk milletinin tüm inançlara karşı hoşgörüsünü de  dünya ya anlatmamızda böylelikle  zor olmayacaktır. 


Sayın Cumhurbaşkanım;


Bu zorlu görevinizde  başarılı olmanızı  diler;   devletimizin bölünmez bütünlüğü, milletimizin bekası yolunda  gelecekle ilgili endişelerimizin  olmadığı, şehit ve gazilerimizin gelmediği,   İnsan hakları tartışmasının bittiği,  Demokrasinin geliştiği,  özgüveni yükselmiş , bilim yolunda ilerlemiş , Dünya Devletleri arasında model olan  Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde hep beraber huzur içinde yaşamak dileğiyle saygılar sunarım.

 

Bayram Türkmez

Gölbaşılı bir vatandaş/Yerel Gazeteci

30.01.2016
 
--------------------------------------------------------------------

Not:    Yine basından takip ettik. TBMM  yazışmalarda  TBMM Yerleşkesi olarak geçerken yeni Başkan İsmail Kahraman dönemiyle  “TBMM Külliyesi” olarak yazışmalarda geçmeye başlamış. 

 

Şimdi, böyle yapmakla bu ülkeye ne değer kattık, bu milleti gelişmesine nasıl bir katkı verdik! Yani, 21. Yüzyıl bilgi çağında bunlarla mı çağ atlatacağız Türkiye’ye…Kurumsallaştıramayacakmıyız!  bu devletin yönetim yerlerine gelen  her yöneticinin iki dudağı arasında mı yapılanmalar olacak? Bu Cumhuriyetin hizmet alanları ne zaman kurumlaşacak ki, gelen yöneticilerin iki dudağı arasında bir var olup, bir yok olmayacak!

     Birde şöyle bakmak lazım; şimdi bu durum  21. Yüzyıl bilgi çağında, uzay çağına! girmek üzere olduğumuz gelecek yüzyıla  ne katıyor...


Bakınız:  http://www.hurriyet.com.tr/yazismalarda-yerleskeyi-atti-meclisi-kulliye-yapti-40046096    

Rambo Dortmund ~ 31 Ocak 2016, 12:58

Bayram bey yazinizdan dolayi sizi kutlarim, biz Dunya devi olmak icin gec kaldik ama inaniyorum Ulkemizde olan tum sikintilar atlatilirsa olmamak icin hic bir engel yoktur yeter ki bu kin nefret mesep arasindan bitsin Bayram bey saygilar

Rambo Dortmund ~ 31 Ocak 2016, 12:58

Bayram bey yazinizdan dolayi sizi kutlarim, biz Dunya devi olmak icin gec kaldik ama inaniyorum Ulkemizde olan tum sikintilar atlatilirsa olmamak icin hic bir engel yoktur yeter ki bu kin nefret mesep arasindan bitsin Bayram bey saygilar

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
2 + 2 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.