Gölbaşı :
z     z
23 Ekim 2010, 14:35
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Bayram Türkmez

Türban'la bağladıkları gözlerimiz, başka şeyleri görmekte zorlanıyor.

Türban'la bağladıkları gözlerimiz, başka şeyleri görmekte zorlanıyor. “Türban”la bağladıkları gözlerimiz, başka şeyleri görmekte zorlanıyor.
Oysa; 19 Kasım Nato zirvesi’nde ülkenin geleceği konuşulacak.
Sevgi ve saygıyla,
Gönül Saray
21. Dönem M.V        Füzeler En Acil Konu

   Soğuk savaş döneminde ABD’nin Avrupa Ülkeleri ve Türkiye’de konuşlandırdığı radar ve füze savunma sistemlerinin iptali; Türkiye’yi rahatlatmış ve komşuları ile ilişkilerini geliştirmesinin önünü açmıştir.

   Şayet bugün Rusya, iran ve Suriye ile gümrükler, vizeler kalkabiliyorsa, yerel para birimleri ile ticaret teşvik ediliyorsa, kim ne derse desin hükümetin büyük başarısıdır.

   Komşularla “0”problem konsepti ile yürütülen politikamızın yürüyüp yürümeyeceği, Türkiye’nin omurgalı bir dış siyaset sergileyip sergilemeyeceğini, 19-20 Kasım’da Lizbon’daki Nato zirvesi sonuçlarıyla anlayacağız.

   Türkiyenin durumu çok zor.

   Bush zamanında geliştirilen, Obama zamanında Nato bünyesine alınan “Füze kalkanı projesi”nin bir bölümü Türkiye’de konuşlandırılacaksa, bu iş gelecek bir iki ay içerisindeki en büyük sıkıntılarımızdan birisi olacak demektir.

   Biraz açalım.

   ABD açıkça söylememesine rağmen yeni terör stratejisi konseptine; Nato kanalı ile, İran ve Suriye’yi de dahil etmek istemektedir. Bu nedenle de Çek Cumhuriyeti ve Polonya’nın topraklarını kullandırmayı reddettiği bir kısım savunma sistemlerini Türkiye’ye yerleştirmek istemektedir.

   “İran ve Suriye” Nato düşmanı iki ülke haline geldiğinde, Nato üyesi Türkiye’nin de düşmanı olarak algılanacaktır. Son yıllarda ikili ilişkilerin tavan yaptığı bu komşularımız da, kendilerine karşı kullanılacağı açık olan savunma sistemlerinin konuşlandırıldığı Türkiye Topraklarını tehdit olarak göreceklerdir.

   Muhtemel bir İsrail-İran çatışmasında; Türkiye’nin Nato üyesi bir ülke olarak, bu savaşın içine çekilmesi kaçınılmaz olacaktır.

   Türkiye’ye yerleştirilecek “Radarlar ve Savunma Sistemleri”nin Avrupa’yı korumaya yönelik planlandığı, Türkiye’nin bir kısım topraklarını kapsamı içine almadığı ve korumayacağı uzmanlarca ifade edilmektedir.

   Sistemleri topraklarına yerleştirmeye zorlanan Türkiye’nin hem bu sistemlerin korumasında olmadığı, hem de sistemlerin yönetiminde ve karar mekanizmasında görevlendirilmeyeceği de açıklamardan anlaşılmaktadır.

   Birleşmiş Milletler son oylamasında, İran’dan yana tavır koyan ülkemizin; 19 Kasım’da bu işe “hayır” demesi durumunda, “eksen değişikliği” savları, artık tartışma olmaktan çıkacak ve dünya kamuoyu önünde Türkiye Batıdan kopmuş olarak algılanacaktır.

   Neresinden bakarsanız Türkiye’nin 19 Kasım sınavı; sırat köprüsü yapısındadır.

   Hükümetimiz; “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” durumu ile karşı karşıyadır. Türbanla karartılan gündemimizin acilen değişmesi gerekmektedir. Bu konunun “milli” bir mesele olarak görülmesi ve tüm siyasi partilerin, hükümete akıllı çözümler için görüş ve önerilerilerini iletmelerini milletçe istemek zorundayız.

   En yakın tehlike, en büyük tehlikedir. Türk dış işleri, çok sert bir kavşakla karşıkarşıyadır. Konu “partiler üstü, ulusal” bir mesele olarak görülmeli ve AKP’ye el uzatılmalıdır. 

   CHP ve MHP’ye büyük görev düşmektedir.

 

 

  Stratejik Müttefik

   Dün ajanslar, İsrail ve ABD arasında her 6 ayda bir yapılan “ABD-İsrail Stratejik Diyaloğu” toplantısının basın açıklamasını geçtiler.

   ABD’yi temsilen Dış İşleri Bakan Yardımcısı James Steinberg, İsrail’i temsilen Savunma Bakan Yardımcısı Daniel Ayalon’un ortak imzası ile yayınlanan açıklama; Türkiye’nin “stratejik müttefik” olarak tanımladığı ülkeler ile ilişkilerinin nasıl olması gerektiğine dair de mükemmel bir örnek niteliğindeydi.

   Kendimizi bildik bileli siyasilerimiz; “ABD Stratejik müttefikimizdir” açıklamasını yaparlar. Ancak Türkiye ile her 6 ayda düzenli toplantı yapıldığı ve dünya meselelerinin karşılıklı tartışıldığı hiç vaki olmamıştır.

   Başbakanımızın, ABD Başkanı ile görüşebilmesi başlı başına bir olaydır ve hatta başkanın heyetimizi kabulleri için, İsrail’den aracı olmasını resmen rica ettiğimizi daha dün gibi hatırlarız.

    Dün yapılan ortak açıklama ile İran’ın; ABD ve israil’in ortak düşmanı olduğu, resmen dünya kamu oyuna duyurulmuş oldu. Türkiye’ye “Füze Kalkanı” yerleştirmek konusunda direten ABD ve İsrail; 19 Kasım Lizbon zirvesinden önce, hükümetimize bir gol daha atarak, Türkiyenin direncini kırma ve elini zorlaştırmada bir adım daha attılar. Dış siyasetin nasıl yapılacağının da dersini verdiler.

    Bizim kuşağımız  Türkiye’nin dört bir yanındaki; bakanlarımızın ve hatta başbakanımızın bile giremediği ABD üslerini iyi hatırlarlar.

   1960’da Türkiye’den kalkan bir ABD casus uçağının Rusya’da düşürülmesinden sonra; ABD hükümetinin Rusya’dan özür dilerken, sanki Türkiyenin kendi topraklarından kalkan bu uçaktan haberi ve üzerinde denetimi varmış gibi, “ilgili ülkeyi uyaracaklarına” dair açıklamasını da unutamazlar.  

   Küba krizi sırasında yaşanan, ancak onlarca yıl sonra Rusya tarafından açıklandıktan sonra haberimizin olduğu; Türkiye topraklarına konuşlandırılmış atom bombalarıyla halkımızın uzun yıllar kucak kucağa yatmış olduğunu farketmenin şaşkınlığını hala yaşarlar.

   Çekiç gücün görev süresinin Mecliste her uzatıldığında; verilen her “kabul” oyunun ülkeye, mayın, terör, gözyaşı ve şehitler olarak geri döneceğini bilmenin ancak bir şey yapamamanın çaresizliği çok acıdır.

   ABD ile denildiği gibi “Stratejik Müttefik”sek;

“Savunma sistemlerinin Türkiye’de konuşlandırılmasının çıkarlarımıza ters olduğunu kendilerine kabul ettirebilmemiz ve ABD’nin egemen olduğu, Irak, Gürcistan gibi bölgelere bu sistemin kaydırılmasının Türkiye açısından daha anlaşılır olacağını anlatabilmemiz gerekir.

   CHP’nin dış dünya deneyimine, işte tam bu günlerde çok ihtiyaç var. Gelecek 100 yılımızı etkileyecek bu büyük oldu bitti için; CHP’nin ön alması ve tecrübeleri ile hükümete yardımcı olması gerekiyor.

   Konu; “partiler üstü, milli ve en yakın tehlike” boyutundadır.

   Meclisin tek bir vücut olma resmine, Türk halkı’nın özlemi var.

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
5 + 5 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.