Gölbaşı :
z     z
22 Ekim 2010, 17:56
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Ferruh SİDAR

HSYK Seçimleri "Milat"mıdır?

HSYK Seçimleri

HSYK SEÇİMLERİ “MİLAT” MIDIR?

 

Kuşkusuz öyledir. Referandum sonuçlarından sonra nasıl bir sürecin başlayacağı biliniyordu. Yanılan, yanıldığının farkında olmayan ve yanıltanların açmış bulunduğu dramatik yolun karanlığında yankılanan pişmanlık hıçkırıkları hiçbir anlam taşımamaktadır… “Yetmez ama evet,” diyen “Yandaş Hukukçular Platformu Eş Başkanı”nın ve kimi gazete yazarlarının erkan ekran dolaşarak yanıldıklarını açıklamaları konusunda “çok geç” demekten başka söylenecek söz yoktur.

 

Özgür olması gereken yargının Adalet Bakanlığı eliyle iktidarın kontrolüne nasıl geçtiği, bu pakete “evet,” diyen yandaş hukukçular ve kimi yandaş gazeteciler tarafından ayrıntılı bir biçimde açıklandı. Bu söylemlerin arşivlerimizde yerini almış olması yeni bir miladın ilk notları bakımından ilginç olabilir, ancak hiçbir değer taşımaz.

 

Büyük bir kuşatmada teslim edilmemesi gereken son kaleyi armağan eden işbirlikçi şövalyelerin gözyaşlarını tiksindirici buluyorum doğrusu…

 

Gelişmeler;

 

Eski Meclis Başkanı Köksal Toptanla konuştuğu sırada, “siz ne derseniz onu yaparım, sizin sözünüzden dışarı çıkmam” derken, mikrofonların açık olduğunu fark ettiğinde pişkin pişkin gülen ve kimi uygulamaların (katsayı vb) nasıl gerçekleşeceğini soran gazetecilere de “hukukun arkasını dolanırız” diye pervasızca demeçler veren emir kulu bir YÖK Başkanının yeni icraatları şaşırtıcı değildir. Üniversitelere talimat niteliği taşıyan türban konusundaki yazısının HSYK seçimlerinden sonraya denk gelmesi rastlantı sonucu değildir. Hukukun arkasını dolanmaya gerek olmayan bir sürece girilmiştir. Başka bir söyleyişle, emir ve talimatlar dönemi başlamış bulunmaktadır.

  

Türban konusunda Anayasa Mahkemesinin, Danıştay’ın ve AİHM’nin kararlarını anımsatan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na yeni Meclis Başkanı’nın tavrı da dikkat çekicidir. Hukuk kurallarını anımsatmakla yükümlü birinin bildirisi için, “derhal o bildiriyi geri çek ve özür dile” diye çıkışması ürkütücüdür. Geçen kış Meclis Başkanı sıfatıyla canlı yayında, muhalif vekil için “sustur şu adamı, yoksa ben mi susturayım,” diye Başbakandan azar işittiğinde gıkı çıkmayan birinin bu tavrı da yeni milat açısından anlaşılabilir bir durumdur. Özgür olmayan insanların cıvık bir demokraside demokrat olmalarını beklemek hayalciliktir kuşkusuz…

  

Sanayi Bakanımız, Başbakanımızın “RTE” için “marka” başvurusunda bulunduğunu açıkladı. Marka tescilinin ardından “pazı ve kafa Bantları”nın bu amblemle bastırılacağını tahmin etmek zor değildir, sanırım… 21.10.2010

  

 AKILLILAR MI KAZANDI?

  

Evet, Egemen Bağış ve onun gibi düşünenler açısından akıllılar kazandı. Başbakan açısından ise; darbeciler, PKK yandaşları ve laikler kaybetti. Başka bir söyleyişle, ülkenin neredeyse yarısı akılsız ve darbe yanlısı çıktı.

 

Aziz Nesin, “bu ülkenin yüzde altmışı aptal,” dediğinde yoğun tepkiler almıştı. Hollandalı parlamenterden ikide bir fırça yiyen Baş müzakerecimizin ”hayır”cılara “akılsızlar” vurgusu ise birkaç cılız çıkışla geçiştirildi.  Yüzde 58 oy alan evet çilerin savlarını benimseyecek olursak eğer, aptalların sayısında yüzde yirmi oranında bir düşüş görünmektedir(!) Bu nedenle E.Bağış mutluluk duymalıdır…

 

 Seçim sonuçlarını nasıl okuduğuma gelince; neyi, niçin oyladığından bihaber halkın iradesine söylenecek söz yoktur. Menderesin deyişiyle, “Halk isterse hilafeti bile getirebilir)

 

Ülkenin gelişip serpilmesi yönünde hiçbir çaba göstermeyen sahte elitlerin, var olan durumu korumak adına; ondan yararlandığı için her türlü rezilliği yapmaktan geri kalmayan bürokrasinin, darbe heveslilerinin, gücü elinde tutmak uğruna vatan-millet edebiyatı yapanların, her türlü çıkar işbirliğine salya dökenlerin, gününü gün ederek tüketen; başta üniversiteler olmak üzere tüm demokratik kuruluşların, çağdaş görünümlü ikiyüzlüler ile rozet Atatürkçülerinin ve bu ülkede öylesine yaşayanların sayesinde demokrasiyi araç olarak kullananların zaferine tanıklık ediyoruz.

 

 “Hayır” oyu kullananların bu yapıyı desteklediğini söylemek kadar yanıltan ve halkı ortadan ikiye bölen bir zihniyeti kutlayacak değilim. Ama kazanan “akıllılar(!)” duymuş olduğum hüzün ile alay edebilirler.

 

 1980 darbesinin Mamak’ta, üstelik tanık sıfatıyla hırpaladığı kişilerden biri olarak; salt bunun için de değil, gerçek demokrasi yanlısı olduğum için darbe yanlısı olmam söz konusu olamaz. Herhangi bir partinin yandaşı da değilim; yukarıda sıraladığım rezillikleri yazı ve şiirlerine konu etmiş biri olarak “hayır” dedim. Bu nedenle benim ve benim gibi düşünenlerin oyu ile, var olan durumdan (statüko) beslenenlerin oyu karıştırılmamalıdır; gerçek “hayır”cıların oyu, sayıları binlerle anılacak olan sömürgenlerin “hayır” oyu ile aynı değildir…

 

  Oylama sonuçlandıktan sonra, Başbakan yaptığı konuşmada Pensilvanya’ya mesajını gönderirken çok mutluydu. Birbirlerini kutlulayabilirler,“darbe kansız oldu.”       

 

Her şeye rağmen yüreğinde küçük bir sızı duyanların Hanefi Avcı’ya kulak vermelerini öneririm…

 

13 Eylül 2010

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
4 + 3 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.