Gölbaşı :
z     z
03 Eylül 2010, 17:09
pPaylaş : Google PlusGoogle Plus    FacebookFaceBook    TwitterTwitter  
  s   Bayram Türkmez

Mustafa'nın Gölbaşı Günlüğü

  Mustafa'nın Çocukluk Günlüğü...

  Mustafa Yazı         Yıllar  olmuştu pazara gitmeyeli. Geçen hafta Cumartesi günü bir arkadaşımla birlikte, Pazar yerine yakın bir yerde sünnet düğünü vardı. Öğle vakti idi. Müezzin ezan okuyordu. Abdestimi alıp namaz kılmak için camiye gittim. Huşu ile namazı kılıp, sünnet yerine geçerken pazardan geçmek zorunda kaldım. İnsanlar alış veriş yapıyorlar, pazarcılar sebze ve meyveleri satmak için çaba harcıyorlardı. İleride bir kalabalık gördüm merak ettim. Kalabalığın içerisinde birileri resim çekiyordu, biraz yaklaştım. Zannedersem yerel gazetecilerdi, yaklaştım, yaklaştıkça insanları daha iyi seçebiliyordum. O bölgenin Belediye Başkanı, Belediye Başkan Yardımcısı,  Zabıta Müdürü ve Zabıta Memurlarıyla birlikte pazarı denetliyorlardı. Sevindim ilk defa bir belediye başkanının pazarı denetlemesine şahit oldum. İnşallah  çevre esnafları da denetler veya denetlettirir. Dedik ya yıllar olmuştu pazarlara gitmeyeli, bizim çocukluğumuzda bir Pazar yeri vardı. Yol bölgemizi ikiye bölüyordu. O zamanlar tek yönlü trafik vardı yol geliş ve gidişliydi. Bizim ev yolun doğusunda kalıyordu. Yolun kenarlarında çeşitli ağaçlar vardı. Zamanında buram buram huzur koktuğu yılları hatırladım. Tek katlı kerpiç evlerin bahçelerin omuz omuza verdiği, bahçelerinde her türlü meyve ağaçlarının, güllerin, çiçeklerin olduğu, herkesin herkesi tanıdığı, havasında sukunetin, huzurun olduğu mahallem aklıma geldi.

   Pazara gitmek için yolun karşısına geçmek zorundaydık. Pazar yeri eski belediye binasının olduğu yerdeydi. Pazar yeri yemşeyil çimle kaplıydı. Her Cumartesi (Pazar) buraya kurulur, insanlar ihtiyaçlarını buradan temin ederlerdi. Bazı zamanlarda sirk çadırı kurulurdu. Çocukluk dedik ya, bizim çocukluğumuzda ne televizyon vardı, ne bilgisiyar, çocukluğumuz radyo ile geçti. Sirk çadırının kurulduğunu duyunca sanki dünyalar bizim olmuştu. Gitmek için can atıyorduk. Şimdiye kadar böyle bir şey görmedik. Sadece büyüklerimizin anlattıklarını dinliyorduk. Sirk yerine büyüklerimizle gelmiştik. Bir çadır kurulmuş, çadırın kenarına iki direk arasına tel çekilmiş insanlar seyrediyordu. Cambaz merdivenle ip veya tel üzerine, elinde uzun bir değnekle yürümeye çalışıyordu. İnsanlar meraklı gözlerle camların yaptığı hareketlere bakıyordu. Birden cambaz ani bir hareketle düşer gibi oldu. İnsanlar heyecanla cambazın hareketlerini seyrediyor. Cambaz elindeki uzun sırığı ile dengesini sağlayınca, büyük bir çoşku alkış meydanda çalkalanıyordu. Cambaz ipten aşağıya indi. Görevini yapmış bir edayla seyircileri selamladı. Biraz sonra elinde bir sopa, bir tef çalan adam, Burnundan halka ile ip takılmış ayıyla sahneye çıktı. İnsanların sesi çıkmıyordu. Ayıcı bir şeyler söylüyordu. Ayı ise oyunlar yapıyordu. İnsanları eğlendiriyordu. O gün çok eğlenmiştik. Eve gelince o yorgunluktan hemen uyuyuvermiştim. Söz, sözü anılar, anıları açıyor. Çocukluğumuzda mahalleler arası futbol maçları yapardık. O zamanlar üç mahallemiz vardı. Bizim mahalle iki mahallenin futbol takımını da yeniyordu. Hem de farklı skorlarla, Mahallemiz futbol takımına çevremizdeki köylerden de maç teklifleri oluyordu. Tabiki köylerde maç yapmak için büyüklerimizden yardım istiyorduk.O zamanlar binek araçlar yoktu yada yok denecek kadar azdı. Olanlarda ticari olarak kullanıyordu. Bizi bir yakınımız traktörü ile maç yapmak için köyün birine gitmek istediğimizi söyledik. O da bizi kırmadı, bizim maç yapmak için köye götürdü. Tek şartım var dedi. O Köy takımını yeneceksiniz. Bizde söz verdik maçı alacağımıza, fazla detaylara girmek istemiyorum maçı 2-1 almıştık.

   Çünkü, diğer takım çok iddialıydı. Sizler önünüze geleni yeniyorsunuz. Gelinde bizim köyün takımını yenin diye. İlk gölü onlar atmıştı, zorlu bir rakip karşısına çıkmıştı. Devamlı bizim kalenin önünde top oynuyorlardı. İlk yarı böyle bitmişti. Macın devre arasında arkadaşlarımızla konuşarak bu maçı almalıyız. Yoksa bizim her takımı yendiğimiz boşa gidecek! Dedik. Maçın ikinci yarısı başladı. İlk dadikalarda maça asıldık ve iki gol atarak macı iki bir kazandık. Verdiğimiz sözü de tutmuş olduk.

   Günler, Günleri, aylar ayları kovalar, o zaman şirin kasabamıza diğer illerden göç almaya devam eder. Nüfusumuz 3000 lerde,herkes herkesi tanır. Büyüklerimize karşı bir kusur işlediğimizde akşam babalarımızdan azar işitirdik. İnsanlarımızda saygı, selam, güleryüz eksik olmazdı. Mahallemizin ortasından geçen yol toprak yol idi. Yazları tozundan, kışları çamurdan geçilmezdi. Yine de o günleri insan özlüyor.

   Arkadaşlarımızla çeşitli oyunlar oynardık. Saklanbaç, kuka, elim sende, körebe, futbol, çizgi, beştaş, dalya, misket vb. çeşitli oyunlar oynardık. Oyunlarımız bitince kasabamızın dışında bulunan göle yüzmeye giderdik. O zamanlar gölümüz çok temizdi, suyun dibi görünüyordu. Ne fazla sazlık vardı, ne de yosun, berrak bir suyu vardı. Yorgunluğumuzu bu gölde atardık.  Kendimizi mavi sularına bırakırdık. Gölün içerisinde de çeşitli oyunlar oynardık. Kendimizi serinletirdik. O günleri özlüyoruz. Şimdi gölümüzün içerisi yosun dolu, sazlıkla kaplı, suyu çekilmek üzere, birde gölümüz yedi kocalı Hürmüz gibi..Sahibi belli değil.

   Belediye, Kaymakamlık, Valilik, Çevre Bakanlığı, Çevre Koruma vs. gibi gölümüzü biran önce  sahiplenecekse… temizleyip halkımızın yararlanacağı bir göl haline, bizim çocukluğumuzdaki bu gölde nasıl yüzdüysek, yararlandıysak, şimdiki gençlerde ve çocuklarda yararlanması lazım.

Çıkmayan candan; kesilmez ümit,

Kuruyan gölden kesilirse ümit,

Nice olur bizim kasabanın hali, kesme ümit,

Belki birgün temizleyen çıkar bu gölü demişler..

  Anılan Yer- Gölbaşı , Göl; Mogan Gölü…

Yararlanılmasını diliyorum. İnsanların var olan bir nimetten yararlanmalarını düşünüyorum.  

yorum
*Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görecektir. *Gerekli | Diğer Kullanıcılar Görmeyecektir.
3 + 2 =  *Gerekli | İşlem Sonucunu Kutuya Yazınız.